Kara Kule serisinde beni en çok duygusal anlamda etkileyen kitap bu oldu. Önceki kitaplarda Roland hep soğuk, mesafeli bir karakterdi ama burada gençliğini, ilk aşkını ve yaşadığı büyük yıkımı okuyunca, "bu adam neden böyle olmuş" çok iyi anlıyorsun.
Kitap biraz yavaş başlıyor, hatta başlarda "bu kadar geri dönüşe gerek var mıydı" diye düşündüm ama Mejis kasabasına vardığımız andan itibaren hikâyeye tamamen gömüldüm. Susan Delgado'yla olan ilişkisi gerçekten iç burkucuydu. Özellikle sonlara doğru bazı sahneler var ki… Gerçekten boğazım düğümlendi.
Politik entrikalar, cadı, cam küre… Hepsi çok güzel işlenmiş ama kitabın asıl gücü bence o duygusal ağırlığında. Roland’ın sadece bir silahşor değil, aynı zamanda bir insan olduğunu hatırlatıyor.
Eğer Kara Kule serisinde "aksiyon nerde" diyenlerdenseniz, bu kitap size fazla ağır gelebilir. Ama karakter gelişimi, geçmişle hesaplaşma ve trajedi seven biriyseniz bu kitabı okurken kalbiniz sızlayacak.