·352 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Haziran 2025 10:54 Rosalind Miles’ın “Who Cooked the Last Supper?” adlı eseri üzerine
Bir Tabak Yemek, Bir Dilim Sessizlik
Tarihin görkemli salonlarında ayak sesleri yankılanır: kralın, filozofun, savaşçının, imparatorun… Ama kimse mutfağın kapısını aralamaz. O büyük sofralar nasıl kuruldu, o imparatorlar neyle doydu, çocuklarını kim büyüttü, kim gizlice ağladı, kim ölülerin ardından yıkanmamış çarşafları topladı? Tarih kitapları bu sorulara yanıt vermez.
Who Cooked the Last Supper? (Son Akşam Yemeğini Kim Pişirdi?) kitabın başlığında yer alan soru yalnızca kışkırtıcı bir ironi değildir; aynı zamanda tarihsel hafızanın delik deşik olmuş dokusuna bir iğne vuruşudur.
Kitap, erkeklerin yazdığı tarihin satır aralarına sıkışmış kadın hikayelerini büyük bir dikkatle söker, yeniden dokur. Bu bir düzeltme değildir bu bir reddediştir: Miles, yalnızca “kadınların da katkısı var” demez, aksine “sizin tarih dediğiniz şey, baştan sona bir çarpıtma” der.
Ve bu çarpıtma yalnızca unutkanlıkla açıklanamaz; sistematik, ideolojik ve çoğu zaman da kutsallaştırılmış bir kurgudur.
Unutulmuş Değil, Susturulmuş
Miles’ın en sarsıcı hamlesi, kadınların tarih boyunca yalnızca “görünmez” değil, aynı zamanda görünmez kılınmış olduğunu hatırlatmasıdır. Bu fark basit ama belirleyicidir. Çünkü unutulmak pasif bir eylemdir; oysa yok sayılmak politik bir karardır. Antikçağ’da tanrıçaların hüküm sürdüğü, kadınların şifacı, lider, bilge olarak kabul gördüğü dönemlerin ardından kadınlık bastırılmış, bilgelik “cadılık”la cezalandırılmış, doğurganlık lanetlenmiş, ses suskunluğa dönüştürülmüştür.
Kitapta adı geçen Hypatia, yalnızca İskenderiye’de taşlanan bir kadın filozof değil; bilgiyle bedenini birleştirdiği için cezalandırılan tüm kadınların sembolüdür. Bu bağlamda Bu kitap bir direniş arşividir. Yazılmamış, bastırılmış, yakılmış ama silinememiş hafızanın izleriyle örülüdür.
Tanrıçadan Günahkara: Din ve Cinsiyetin Tarihi
Rosalind Miles, dinin kadın bedeni üzerindeki otoritesine karşı çarpıcı analizler sunuyor. Anaerkil toplumların zamanla ataerkil dinler eliyle tasfiye edilmesi yalnızca bir inanç değişimi değil, bir iktidar devridir. Erkek tanrılar sahneye çıkarken kadın figürler ya yok edilir ya da şeytanlaştırılır: Havva’nın elması yalnızca bir meyve değildir; tüm kadınlara bir yargı mektubudur.
Bu noktada kitabın en güçlü yönlerinden biri, eril teolojilerin kadını nasıl “düzenin bozguncusu” ve “bedenin taşıyıcısı” olarak yeniden inşa ettiğini göstermesidir. Söz konusu yeniden inşa, kadını yalnızca ahlaki değil, epistemolojik olarak da itibarsızlaştırır….
Yazılmamış Kitaplar, Konuşmamış Diller
Okuyacağınız kitap sadece geçmişi anlatmıyor; bugünü de sorguluyor. Kadınlar neden hala tarih kitaplarında dipnot olur?
Neden edebiyat, felsefe, bilim hala “büyük adamların” soy kütüğü gibi görünür?
Kadınlar neden yazarken, konuşurken, üretirken kendilerini açıklama zorunluluğunda hisseder?
Kitap, bu sorulara yanıt verirken geleneksel tarih anlatısını biçimsel olarak da sorgular. Tarihsel figürleri anlatırken bir müze küratörü gibi nesnel davranmaz. Aksine, onların yaşadıklarına duygusal, sezgisel, hatta öfkeli bir dille yaklaşır. Bu tutum, akademik tarihçiliğin steril soğukluğuna karşı bir etik direniştir. Tarih yalnızca belge değil, bedendir; anlatmak da bir tür eylemdir.
Yemeği Kim Pişirdi ve Yazılmayan Kimin Hikayesi?
Bu kitabın başlığı aslında tarih yazımının özüyle alay ediyor. Çünkü Son Akşam Yemeği tablosunda yer alan hiçbir kadın, onu pişirmemiş gibi yok sayılır. Oysa o sofranın hazırlanması için bir dizi görünmeyen emek gereklidir. Ve tarih boyunca kadınlar hep o sofraları kurmuş, ama fotoğrafta yer almamıştır.
Bu bağlamda kitap, feminist tarih yazımına katkı sunmakla kalmıyor; aynı zamanda tarih anlayışımızı kökten sarsıyor. Çünkü kadınların geçmişteki yokluğu bir tarihsel gerçek değil, bir tarihsel kurgudur. Bu kurgu ise dini dogmalarla, bilimsel söylemlerle, edebi metinlerle ve eğitim kurumlarıyla beslenmiş; nesiller boyunca “doğal” sayılmıştır.
Bir Karşı-Hafıza Olarak Kitap
Rosalind Miles’ın kitabı, tarih sahnesine spot ışığı tutmaz. O, direk kulisi aydınlatır. Orada ter içinde çalışan bir aşçı, kundaktaki bebek, diz çökmüş şifacı, ve yakılmayı bekleyen bir “cadı” vardır.
Bu ışık bazen acımasızdır, çünkü tarih yalnızca zaferlerin değil, bastırmaların da mirasıdır. Ve bazen iyileştiricidir çünkü unutuşla değil, hatırlamakla başlar devrim.
Ayrıca Who Cooked the Last Supper?, isimli bu kitap sadece kadınların değil, insanlığın yarım kalan hikayesini tamamlamaya çalışan bir kitaptır. Rosalind Miles, bu hikayeyi klasik tarih kitabı gibi değil, ağıt ve aynı zamanda bir isyan metni gibi yazmış. Belki de bu yüzden, klasik bir tarih anlatısı yerine bir edebi adalet çağrısıdır demek oldukça mümkün……keyifle okuyunuz….