Gönderi

2/10
·126 syf.··
2025 38. kitabı
İslamiyet öncesi Türkler hakkında okuma yapmak isteyen arkadaşlarıma tavsiyem şudur ki: İlk önce kendi tarihçilerimizin kitaplarını okuyup belirli bir bilgiye sahip olduktan sonra ecnebi yazarların eserlerine müracaat edilmelidir. Size şimdi bu kitapta geçen ve yanlış olduğunu düşündüğüm fikirleri paylaşmak istiyorum. Aslında bu bir istek değil, Maotun'(Mete Han)dan başlayıp Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e kadar süregelen Türk şuurunun gereğidir. "Tarihçimiz" Hunların(Tarihçinin değimiyle barbarların)Margus Barışı olarak bilinen başarısını şöyle yazmıştır: Bleda ve Attilla tehditlerinden vazgeçerek barbar dünyalarına geri çekildiler. Karşılığında, yıllık 700 pound altın vergiyle zararlar karşılandı. Bu miktar Ruga'nın 422 yılında aldığı miktarın iki katı ve her halükârda Hunlar ile Hun olmayanları bir araya getirmek için yeterli bir "başlangıç sermayesi... Bu tamamen Hunların başarısını aşağıya çekmek niyetine yazılmış olan bir paragraftır. Gelelim benim söyleyeceklerime Atilla amcası Rua'nın(Ruga'da denilebilir) ölümü üzerine derhal harekete geçip Tuna'nın diğer kıyısında kurulu Margus(Bugünkü Orasje-Dobruca) şehrinde elçi Plinthas başkanlığındaki Doğu Roma heyetine barış şartlarını kabul ettirdi¹. Margus Barış şartları yazma hacetinde bulunmuyorum çünkü internette aşikar şekilde bulunmaktadır. Barış şartlarına bakılacak olursa kati suretle Attilla ve Bleda arzularından vaz geçmeyip Doğu Roma'ya haraca bağlayıp üstünlüğünü kabul ettirmişlerdir. Yani kısacası geri çekilmek gibi bir şey söz konusu mümkün olamaz. " Paragrafta geçen Başlangıç sermayesi terimi ise"Hunların tek başına birleşmeye ve devletleşmeye gücü yoktu. Ve bu devletleşme süreci Roma altınları sayesinde oldu" mânâsı içermektedir. Bu fikrede şöyle tenkit edip karşı çıkabiliriz. Şayet Hunlar devlet olmayıp ayrı ayrı takılan bir yapıda olsaydılar Doğu Roma barış yerine harbi seçmezmiydi? İşte bu soru Başlangıç sermayesi terimine yeterli cevabı verdiğini düşünmekteyim. Fazla uzun tutmamak gayesiyle sonra bir noktayada dokunup bitireceğim "Tarihçimiz" Hiçbir kaynak dahi vermeden 445'in başında, Bleda'nın kardeşi Attilla tarafından öldürülmesiyle sonuçlanan çatışmalar ortaya çıkmıştır ibaresini kullanıyor. Bu ibare filhakika çok haşin ve ağır bir ithamdır. Çünkü Bleda'nın Atilla tarafından öldürüldüğü şaibeli bir mevzudur. Antik Çağ'ın kaynaklarında hiçbir suretle Bleda'nın Atilla tarafından öldürüldüğü yazmaz. Sadece fakat Priscus Jordanes gibi yazarların ifadeleri, Bizans kronikleri ve modern tarihçilerin analizleri bu ihtimali güçlü bir senaryo olarak öne çıkarır. Fakat Ali Ahmet Beyoğlu Hocamız bu senaryoya şöyle itiraz etmektedir:" Attila gibi büyük bir şahsiyet abisini öldürerek Hun tahtına oturmak isteseydi tüm güç elinde olduğu halde abisine yaklaşık on yıl katlanmazdı. Ayrıca Hun ülkesini ziyaret eden Priskos'un notlarında buna dair hiçbir kayıt yoktur. Gerçi başta Jordanes olmak üzere bazıları bu iddialarını, Priskos'un eserinin kaybolan kısımlarına dayandırıyorlarsa da mevcut fragmantlarda bunun aksini ispat edecek notlar bulunmaktadır. Nitekim Priskos'da, Hun ülkesindeki gezilerinde Bleda'nın dul eşinin sahibi olduğu yerleşim yerinde, kendisiyle görüşmesinin anlatıldığı notlarda mağdurluğunu belirtecek hiçbir kayıt yoktur. Ayrıca Bleda'nın isminin geçtiği yerlerde onun öldürüldüğüne dair bir bilgiye rastlanılmamaktadır.²" Kısacası konuyu toplayacak olursak Attila'nın abisini öldürdüğüne dair kesin bir bilgi yoktur. Tahta tek başına muktedir olmak için öldürdü diyenlere ise şu söylenebilir Bleda kardeşine nazaran zevk ve sefaya düşkün olduğu belirtilir ve bu yüzden tüm devlet işlerini kardeşi Attila ilgilenmiştir³. Zaten Attila bir nevi gücü elinde buluduran kişiydi. Bunun gibi kitapta birkaç tane daha yanlış olduğunu düşündüğüm tarafları var lakin daha fazla uzatmamak icabında bitiriyorum. 1- Priskos, s. 24; A. Thierry, Histoire D'Attila, I, Paris 1865, s. 46-48. 2-Priskos, s. 38. 3-Priskos, s. 54
Tarih
HunlarTimo Stickler · Runik Kitap · 20226 okunma
·
76 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.