·779 syf.····Okunma: 29 Haziran 2025 14:11 Evet gelelim Budalaya ya da Prens Lev Nikolayeviç Mışkin'e. Normalde Dostoyevskinin tarzı değildir bu karakterde insanı baş karakter yapmak. Onun insanları gerçekçi, gururlu, onurlu, gururlu, körü körüne gururlu ve yine yine hastalık derecesinde fazlasıyla gururlu insanlardır. Ama Mışkin öyle mi, tam bir Tolstoy kahramanı. Belki de Dostoyevski bilerek kahramanın adına Lev Nikolayeviç demiştir, kim bilir... İlk bölümlerde çocukluktan ve sağlıktan bahseder Prens, ama karşısındaki insanlar onun budala olduğunu düşünürler ve hemen onu kendi çıkarları için kullanmaya başlarlar. Şu insanların acımasızlığı... İşte ilk en güzel tezatlık burada başlar; çocukların tam bir saflıkla insanlara yaptıkları ile yetişkinlerin çıkarlar uğruna insanlara yaptıkları... Herkesi sevebilir mi bir insan; yalancıyı, iki yüzlüyü, alaycıyı, sinirliyi, hastayı, hiççiyi, hazcıyı... Dostoyevski böyle bir kişiye hayat verdi işte, Prens Lev Nikolayeviç Mışkin tam da böyle bir insandı. Zaten olsa olsa böyle bir insan ancak hayali olurdu, ya da kitaptaki baş karakterimiz gibi hasta bir budala... Bir parantez de İppolit Terentyeve açmak gerekir; veremli çocuğa... O ne görüş genişliğidir öyle, her kesimi temsil eden insanların bulunduğu bir anda o ne söylev cekmekti öyle... Din, toplum, ahlak, inanç, fakirlik vs vs. Dostoyevski söylemek istediği herşeyi söylemiş hastalıklı bu zavallı insanın ağzından... Etkisini varın siz düşünün...