Gönderi

Puan vermedi·288 syf.··
2025 28. kitabı
Kitap, distopik bir adada geçen, üç kız kardeşin (Grace, Lia ve Sky) hikâyesini anlatıyor. Anne ve Baba tarafından dış dünyanın toksik erkeklerinden korunmaları gerektiği öğretilmiş. Dışarısı zehirli, tehlikeli, kadınlara zarar veriyor. Su kürü, ritüeller ve travmatik terapilerle dolu bu yaşam, bir gün dışarıdan gelen yabancı erkeklerin adaya gelmesiyle sarsılıyor. Mackintosh’un dili oldukça şiirsel. Diyalogdan çok iç gözlem var. Bu da hikâyeyi daha içe dönük kılıyor. Olaydan çok hissin baskın olduğu bir roman denilebilir. Kadınların bedenleri üzerindeki kontrol, şiddet ve iyileşme süreçleri ana eksende. Baba figürü üzerindense toksik erkeklik sorgulanıyor. Karakterlerin neye inanacağı, neyin doğru olduğu sorusu sürekli akışta. Kadın dayanışması ve kız kardeşlik ilişkileri güçlü işlenmiş. Psikolojik olarak rahatsız edici ama bir o kadar da düşündürücü. Erkeklik temsili gerçekten tartışmalı ve düşündürücü. Kitapta erkek figürleri neredeyse tamamen tehlikeli, istilacı ya da yıkıcı olarak sunuluyor. Bu da ister istemez okuyucuda “erkeklik=kötülük” gibi bir hissiyat doğurabiliyor. Yazarın yapmaya çalıştığı şey kadınlar açısından bakıldığında bazı erkeklik biçimlerinin ne kadar yıkıcı olabileceğini göstermek olsa bile anlatımda denge sorunu var; bence bu çok haklı bir eleştiri. Kitabın tek yönlü anlatımı tam da bu yüzden rahatsız edici. Çünkü karakterlerin yaşadıkları travmalar ne kadar haklı ve acıklı olsa da, dış dünya tamamen “kötü erkekler” ile temsil edildiğinde, bu durum gerçeği yansıtmak yerine sanki ideolojik bir ağırlık taşıyor. Oysa ne her erkek kötüdür, ne her kadın masum. Ne erkeklik sadece güçle ilgilidir, ne de kadınlık sadece mağduriyetle. 'Ya siyahtır ya beyaz' yerine burada bir ara ton olmalı diye düşünüyorum.
Düşünce
Su KürüSophie Mackintosh · Can Sanat Yayınları · 2019548 okunma
·
68 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.