·388 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Mayıs 2025 00:00 “Kaybedeceğini bile bile neden savaşıyorsun?”
“Öleceğini bile bile neden yaşıyorsun Rose?”
…
Beynimde ezberim oldun, unutmalıyım
Kalbimde yasaklım oldun, saklamalıyım
Şimdi dilimde mühürsün, boğazımda bir kör düğümsün.
…
Rose “Kalabalığın güzelliğini biliyorum ama artık yalnızlığın gücünü öğrendim.”
…
Çok uzun zamandır kitap incelemesi yapmıyordum, değerli Müjde Aklanoğlu kalemiyle tanıştığım Topal ile sahalara dönmek benim için güzel bir an. Kapağına ve ismine vurulup yazarın kalemiyle tanışma kitabı olarak Topal’ı seçtim ve iç sayfaların tasarımı da görsel zevkimi her sayfada katladı. Kitabı bitireli epey oldu zaten kalın ve konusu ağır olmasına rağmen 2-3 oturuşta bitirdim. Ancak yoğunluğumdan dolayı uzun zamandır paylaşım yapamadım şimdi esere layık bir inceleme yazmak ve artık paylaşımlarıma dönmek istiyorum. Nereden başlasam, kalemden mi hikayeden mi, ikisi ayrı ayrı düşünülebilir mi? Benim kitap/dizi/film incelemelerimi bilenler bilirler; samimi günlük sohbet havasında mizahi dille yazarım.
Topal ise bana kendi tarzıyla kendisini anlattırdı. Adı üstünde psikolojik roman etiketini hakkıyla taşıyan derinlikli, gerçekçi, ayakları yere çok sağlam basan oldukça dramatik bir kurgu diyebilirim. Dünyanın her yerinde maalesef her an kadınların çaresizce maruz kaldığı trajik olayların can bulduğu, can yakan, böğrüne oturan olaylar silsilesinde yazarın psikoloji bilimine hakimiyetini sergileyişi bir yana, sadece bilim bilmekle olmayacak gözlem yeteneği ve bunları hikayeleştirmekteki kalem kıvraklığı bize çok katmanlı bir eser sunuyor. Kitapta en sevdiğim yan tokat gibi gerçekçi vuruşlardı. ‘Suç ve suçlu hiçbir sahnede övülmüyor, gayri ahlaki davranışlar kılıfına uydurulmuyor, kötü adam güzellenmiyor, çaresiz kadın ezilmiyor.’
Bu bağlamda hikaye, insana dair hataları gün yüzü gibi ortaya sererken yalın, tarafsız ve gerçek hayat düzleminden hiç sapmadan okura ideal bir etik çerçeve ve psikolojik iyilik aynası yansıtıyor. Olanlar ile olması gereken arasındaki etik çizgi öyle ustalıkla işleniyor ki her sayfada kendinizi hak vererek başınızı sallarken buluyorsunuz.
Hikaye çok kısaca şöyle: Rose Mina Türk/İngiliz melez varlıklı bir ailenin büyük kızı, babasının ani ölümünden sonra mirasa konmak isteyen amcası ve kuzenin tuzağına düşer, kendisine tecavüze yeltenen kuzenini nefsi müdafaa için öldürür ve kız kardeşi Erva’yı alarak evden kaçar, yaşadıkları yerde kudretli bir adam olan amcasından saklanıp izini kaybettirmek isterken insan tacirlerinin eline düşer. Gençliği, güzelliği ve masumiyeti sayesinde kıymetli bir esir olarak tutulur, bir gece yeraltı dünyasının tekinsiz bir üyesi olan Topal namlı adama satılır. Kızkardeşi ile birlikte kaçabilmek için tüm umudunu o geceye bağlar fakat kaderin başka planları vardır… birbirlerini yaralarından tanıyan iki deli yürek o kiralık gecede aşka tutulur ancak Rose, kirlendiğini düşündüğü haysiyeti, gelecek ümitleri ve elbette kızkardeşi için Topal’dan bile kaçmayı başaracak kadar gururlu bir kadındır. Tesadüf onları bir kez daha Türkiyede buluşturduğunda ise bir bonusları vardır;) Rose, o gecenin meyvesini taşıyordur ve soğukkanlılığı ile bilinen Yiğit, masumiyetine vurulduğu güzelin karşısında tüm dengesini kaybeder ve onu kazanmak için elinden geleni yapar. Rose ona GDO lu katır dese de kendisi de keçiden farksız inadı ve çelik gibi gururuyla, kendisi ve bebeği için haysiyetli bir hayat kurmanın peşindedir. Devamı ve daha fazlası için okuyun.
Atışmaları çok keyifli ve heyecanlıydı. Rose her sancılandığında ben de onunla dokuz doğurdum, kavga yapma be kızım fırt diye salıverecen çocuğu diye bağırmak istedim. Yiğit’in göründüğü kadar karanlık bir tip olmaması, dostlukları ve aile bağları insani yönünü vurguluyordu.
Ve ahh… Rose Mina, son düzlükte yordun güzelim. Ailenin başına gelenler nedeniyle düştüğün durumun tüm sorumluluğunu Yiğit’e mal etmen doğru değildi, yüzde elli Yiğit suçluysa yüzde elli amcan ve sapık kuzenindi bence. Adamı rehberine bile -Topal bacağı değil vicdanı- diye kaydetmezsin be kızım! Yiğit’in tabiriyle, ‘Dili ve inadı kadar telefona yazdığı isim de uzundu!’ hah imza kaşe;) Yine de onursuz bir hayat yaşamanın kader değil tercih olduğunu bağıra bağıra anlatan temiz kalbinden öperim, senin gibi ahlaklı kadınlar çok az kaldı bu devirde. Yiğit, namı diğer Topal, başta bir canavar olsan da makul bir adamdın, uzlaşma çabanı sevdim. Aile ve dost meclisinde adın gibi yiğit ve merhametli olmana karşın güç dünyasında sürdürdüğün zalimlik zırhının altında neler yattığını bilmek isterim.
Serinin devamı olmasına sevindim. Yiğit ve Açelya’nın zoraki evliliğindeki sır neydi? Yiğit, Rose Mina’nın aile trajedisini öğrendiğinde intikam aldı mı? Rose Mina, Yiğit’e teslim olmaya nasıl ikna olacak? İlknur’un Yiğit’te gözü mü vardı? Dost bilinen düşmanlar olabilir mi veya Rose’un amcasının kolu onlara uzanabilir mi? Topal -Kaçış - Centilmen ile devam eden metres serisi, kalbime acıtarak iz bıraktı, her ponçik okur gibi ben de mutlu sonla bitmesini umuyorum.