·94 syf.····Okunma: 03 Haziran 2025 22:43 Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Beş ayrı öyküde:
Holstomer:
Dış görünüş faklılığında, önce ailesi sonra çevresi tarafından dışlanan bir yılkı atı ile değersizliğin en acı yüzünde boğulur insan. Aileden hissedilen duygunun peşinde koşarken, aynı kötülükte başka birinde can bulmanın psikolojik yapısı güzel bir şekilde işlenir.
Hiçbir işe yaramayan -boş beleş- bir insanın ölüsünün dahi işe yaramadığı oysa her daim yılmadan çabalayan, yaşam mücadelesi veren bir hayvanın ölüsünün, bir başka hayvana hayat verme ironisi taraf seçmek zorunda bırakır insanı.
Mülkiyet hakkına bir canlı -karşı cins ya da bir hayvan- üzerinden tekrar sorgulamaya davet eder insanı yazar.
Üstünlüğün daha fazla benime sahip olmayla mümkün kılınacağı sistem eleştirisinde, bazı insanların hayvan kadar bile işe yaramaz bir hayat sürememesi vurgulanır.
Çömlek Alyoşa :
Çocukluktan itibaren ailesi ve çevresi tarafından olumlu bir duygu/değer hissedememiş ve güzel bir anı biriktirememiş birinin hayatı üzerinden; hep söyleneni yapma, bir an olsun kendini düşünmeden sürekli diğerlerini mutlu etme çabasındaki ömürde: almak, vermek ve durmak dengesini kurmanın ne kadar önemli olduğu vurgulanır.
Balodan Sonra :
Toplumda özellikle kötü, yanlış, vicdansız normlar kabul iken, bireysellikte ters düşen bu durumu kabul zorunluluğu sonrası alınan kararların, yapılan davranış ve eylemlerin kişinin tüm hayatını olumsuz etkilediğine dikkat çekilir.
Köydeki Şarkılar :
Toplumsal refah için bireysel haklardan, hatta canından vazgeçebilmenin zorluğu etkileyici bir anlatımda yer alır.
Üç Ölüm :
Bir diğeri için, kendi hayallerinden vazgeçerek yaşadığın ömrünün artık sona yaklaştığını anladığında, her şey için çok geç olduğu gerçeği vurgulanır. 'Çabalasanda ne zaman vardır artık ne gücün!' gerçeğinde 'Varlığının yokluğun kadar değerli olmadığı; ölmeden ölünmüş, yaşanılan ölümlü bir ömrün örneği çıkar karşımıza.
"... başkalarının keyfi için acı çekmek yeni bir şey değil benim için." S.6
"Zaten kabadayılığı ancak bir başınayken, kimseler görmezken söker, varsın yan otursun." S.6
"İhtiyarlık kimi zaman heybetlidir, kimi zaman rezil, kimi zaman da acınası. Bazısının payına hem rezil, hem de heybetli bir ihtiyarlık düşer." S.7
"Fakat yaşlılığı, sıskalığı, çirkinliği alacalı iğdişin suçu muydu? Olmamalıydı aslında... suçunun bir ömrü geride bırakmak olduğunu, şimdi de bu ömrün bedelini ödemesi gerektiğini kabul ediyordu..." S.13
"İnsan hayatını işler değil sözler yönlendirir. Bir şey yapma ya da yapmama imkânından ziyade farklı meseleler üzerine aralarında belirledikleri kelimelerle konuşmayı severler. Çeşitli şeyler, varlıklar ve nesneler, hatta toprak, insan ve atlar için kullandıkları ve pek mühim saydıkları kelime benim kelimesidir. Aynı şey için aralarında kimin benim diyeceğini kararlaştırırlar. Ve üzerinde anlaştıkları bu oyunda, en çok şey için benim diyebilen en mutluları sayılır. Neden böyledir bilmiyorum, ama böyledir işte. Eskiden, uzun bir süre aleni çıkarla açıklamaya çalışırdım bunu kendime, ama haklı olmadığım ortaya çıktı." S. 23
"... 'benim' kavramının... kişilerin mülkiyet duygusu ya da hakkı adını verdikleri, aşağılık ve insan türüne has bir içgüdüden başka bir temele sahip olmadığına kanaat getirdim." S.23
"Ve insanlar hayatta iyi buldukları şeyi yapmaya değil, mümkün olduğunca çok şeye benim demeye çabalarlar." S.24
"Başıma gelenler öyle adaletsiz, öyle zalimaneydi ki Hrenovo'dan çıkarılıp bana yuva ve sevinç demek olan her şeyden ebediyen koparıldığıma sevindim. Aralarında kalmak çok gücüme gidiyordu. Onları bekleyen aşk, saygı ve özgürlüktü, beniyse iş ve aşağılanma, aşağılanma ve iş, hem de yaşamımın sonuna kadar! Ne için? Alacalı olduğum ve bu nedenle birinin atı olmam gerektiği için." S.26
"Yakışıklı, mutlu, varlıklı olması ve bu yüzden kimseyi sevmemesiydi onda hoşuma giden. Biz atlara özgü bu ulvi duyguyu siz de iyi bilirsiniz. Soğukluğu, acımasızlığı, ona bağımlılığım duyduğum sevgiyi daha da güçlendiriyordu. Öldür, çıkar canımı, diye düşünürdüm iyi günlerimizde, daha da mutlu edersin beni." S.27
" Yüreğinde bu dünyada söz dinleyip kimseyi gücendirmediği zaman insanı ne kadar iyi yaşadığını hissediyordu, demek ki öteki dünyada da her şeyi İyi olacaktı." S.53
"Bireysel yetkinleşme için öncelikle insanların içinde yaşadığı koşulları değiştirmesi gerek..." S. 57
" ...aşkımın nesnesi hep tunçtan esvaplar içindeydi. Biz soymak bir yana, Nuh'un iyi yürekli oğlu gibi çıplaklığı gizlemeye de çalışırdık." S.60