Gönderi

Bir Sistem Alegorisi Olarak “Âhir Zaman”
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
İyi bir roman, okurunu anlatılan dünyanın içine çekmekle kalmaz; aynı zamanda ona kendi gerçekliğini yeniden düşünmeye zorlayan bir tür aynaya dönüşür. Oktay Volkan Alkaya’nın Âhir Zaman adlı romanı da, bu türden bir roman… Yalnızlığın, yabancılaşmanın ve modern dünyanın görünmez baskılarının ironik ve zaman zaman grotesk bir portresini çizen bu metin, hem bir karakterin içsel çöküşünü hem de sistemin dışına çıkmaya çalışırken yeniden ona mahkûm oluşunu anlatıyor. Âhir Zaman, hem adının çağrıştırdığı metafizik sonu hem de karakterinin sürüklendiği bireysel tükenişi bir arada taşıyan, kara mizahla örülü, keskin ve rahatsız edici bir anlatı. Romanın ana ekseni, Kâinat Holding adlı devasa bir şirketin çevresinde kurgulanmıştır. Bu şirket, neredeyse her sektörde faaliyet gösteren bir mega yapı; bir tür modern Leviathan. Ancak burada önemli olan, Kâinat Holding’in gerçekliği değil, temsil ettiği alegorik işlevdir. Kâinat Holding, bireyin tüm hayatına sızmış, ona varoluşunun anlamını bile unutturan bir güç. “Bugün kendin için ne yaptın?” sorusu, bir motivasyon cümlesi gibi görünse de özünde Rahman Cece için ne yaptığını sorgulatan bir itaate çağrıdır. Rahman Cece, neredeyse bir “tanrı-karşıtı” figürdür. Görünmeyen, bilinmeyen, ama her şeyi kontrol eden bu figürle birlikte sistemin içinde saklı kalan baskıcı mekanizmalar da görünür hale gelir. Roman, bu büyük figürü somutlaştırmaktan kaçınır ve onu bir IBAN numarasına indirger; ki bu da modern çağın tanrısının paradan başka bir şey olmadığını incelikli bir şekilde ima eder. Alkaya’nın bu anlatı evreni, klasik distopyalardan ayrılır; çünkü burada ütopya yıkılmamıştır, zaten hiç var olmamıştır. Var olan yalnızca süregiden bir teslimiyet hâlidir. Bu teslimiyetin içinde ayakta kalmaya çalışan karakter ise, bizatihi sistemin ürettiği bir yan üründür: Âhir. Âhir, roman boyunca hem anlatıcı hem kahraman rolündedir. Veri girişi uzmanı olarak çalışan, sistemin en alt basamaklarından birinde duran bu karakter, her ne kadar görünmez biri gibi yaşasa da iç dünyasında çığlıklar atan bir figürdür. Onun dışarıdan sıradan görünen hayatı, içerden bakıldığında patlamaya hazır bir boşlukla doludur. Sanem ise ilk bakışta bir “arzu nesnesi” gibi sunulur. Ancak roman ilerledikçe, Sanem’in yalnızca Âhir’in kaçış fantezisinin bir yansıması olmadığı, sistemin içindeki başka tür bir aidiyetin temsilcisi olduğu da anlaşılır. Sanem’in geçmişi, Kâinat Holding içindeki konumu ve ana binaya geçişi, onun da sistemin kurgusuna içkin olduğunu gösterir. Bu anlamda Âhir’in Sanem’e duyduğu ilgi, aşk ya da arzu değil; kendi hayatının anlamını başka bir bedende bulma çabasıdır. Ancak bu çaba başarısızlığa mahkûmdur. Çünkü Sanem de tıpkı Âhir gibi sistemin içinde yer edinmiş ama onun dışına çıkma cesareti gösteremeyen bir figürdür. Bu da romanı basit bir aşk hikâyesi olmaktan çıkarıp daha derin bir ontolojik sorgulamanın zeminine taşır. Âhir Zaman, anlatıcı dili açısından benzersiz bir ton yakalıyor. Alkaya, mizahı yalnızca güldürmek için değil, gerçeklikle okur arasındaki bağları sarsmak için kullanıyor. Özellikle iç monologlar, anlatıcının kendine dönük öfkesiyle mizahi dozun karışımından doğan bir ironiye dönüşüyor. Kimi zaman Bukowski’vari bir hoyratlıkla, kimi zaman Chuck Palahniuk’un karakterlerine özgü içsel çöküntüyle beslenen anlatı, Türk edebiyatında sık rastlanmayan bir tarzda kuruyor kendini. Özellikle anlatıcının kadınlarla ilgili cinsiyetçi ve sert ifadeleri, okura rahatsızlık vermek için bilinçli olarak yerleştirilmiş gibi duruyor. Bu sayede metin, karakterin psikolojik derinliğini okura kendi filtresiyle değerlendirme imkânı tanıyor. Ayrıca romandaki diyaloglar ve iç ses geçişleri oldukça akışkan. Sanem’le kurulan ilişkinin ilerleyişi, bir “flört güncesi” gibi değil, giderek kararan bir psişik dönüşüm süreci olarak resmediliyor. Roman boyunca çizilen evren, aslında distopik bir gelecekten ziyade şimdinin alegorik bir izdüşümü gibi. Alkaya, 1984’ün Büyük Birader’ini, Fight Club’ın Tyler Durden’ını ve Mr. Robot’un sistemi çözen isyanını andıran unsurları incelikle işliyor. Rahman Cece’nin görünmezliği, Şiva Haris’in bir tür dijital sabotajcıya dönüşmesi ve Holding’in her alana sızmış yapısı ise, modern kapitalizmin dijital gözetim mekanizmalarına net bir eleştiri getiriyor. Sanem’in geçmişte başka bir şirketten Holding’in ana binasına geçişi, bir tür içsel rütbe atlama gibi konumlanıyor. Bu da sistemin yalnızca dışsal değil, içsel bir boyutla da insanın varoluşunu şekillendirdiğini gösteriyor. Âhir Zaman’da karakterler, kurgunun içinde olduklarını sezdiklerinde bile ona karşı çıkabilecek araçlara sahip değiller. Bu açıdan roman, alegorik katmanları ve gerçeklik algısını sorgulayan yapısıyla post modern bir anlatı özelliği de taşıyor. Roman, breyin kendini sistem içinde değersiz, değiştirilebilir ve izlenir hissetmesini sadece kişisel bir kriz olarak değil, kuşaklar arası bir ruhsal durum olarak yansıtıyor. Âhir’in babasıyla kurduğu ilişki, onun geçmişle bağını; Sanem’le yaşadığı aşk ise bugünkü varoluşsal karmaşasını temsil ediyor. Özellikle gençlik, işsizlik, tek tipleşen hayatlar, kariyer saplantısı ve metalaşan ilişkiler gibi günümüz problemleri, romanın dokusunda oldukça belirli bir seçimle ve güçlü etkilerini gözlemlemekten kaçınamayacağımız derinlikte yer alıyor. Ayrıca romanda dijitalleşme, sosyal medya, mahremiyetin yok oluşu gibi unsurlar da karanlık bir parodiye dönüştürülmüş. Haliyle, Alkaya’nın bu romanı, yalnızca bir bireyin trajedisi değil, çağın ruhuna tutulmuş ironik bir röntgen olarak okunabilir. Oktay Volkan Alkaya, daha önceki eserlerinde de ironik anlatımı ve toplumsal gözlem gücüyle öne çıkan bir yazar. Âhir Zaman ise onun dilsel ve yapısal olarak en olgun metinlerinden biri. Roman dili açısından bakıldığında, yazarın mizahı çok katmanlı bir ironiye çevirmedeki başarısı dikkat çekiyor. Cümle yapıları, iç monologların ritmi ve betimlemelerdeki detaycılık, dili yalnızca bir iletişim aracı olmaktan çıkarıp anlatının taşıyıcısına dönüştürüyor. Ayrıca yazarın yer yer edebi geleneğe göz kırpan ama özgün kalmayı da başaran bir sesi var. Bu yönüyle, Türkçe çağdaş edebiyatında kendine has bir yer edinmeye aday. Âhir Zaman, yalnızca bir bireyin sistemle olan çatışmasını değil, aynı zamanda sistemin bireyin içine yerleşmesini de anlatıyor. Roman, sistem eleştirisi yapan romanlardan farklı olarak, bu eleştiriyi bir karakterin içsel monologlarında yavaş yavaş çözülen bir krize dönüştürüyor. Bu yönüyle hem düşündürücü hem de rahatsız edici; hem güldüren hem de utandıran bir metinle karşı karşıyayız. Romanın sonunda okurda kalan soru şu oluyor: “Gerçekten kendi hayatımı mı yaşıyorum, yoksa bana söylenen bir yalanın içinde mi sürükleniyorum?”
Edebiyat
Ahir ZamanOktay Volkan Alkaya · Kanon Kitap · 202554 okunma
··
169 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.