İncelemeye bir not/uyarı ile başlamak istiyorum:
Aynı eser, "Hitler'in Pilotu" başlığıyla Karakutu Yayınları tarafından da 2005 yılında tekrardan basılmış.
Benim okuduğum bu eser, Hitler’in özel pilotu Gen. Hans Baur’un 1957'de yazdığı otobiyografisinden çevrilmiş. Aslında bu ilk tercümenin başlığının, “Ich flog die Mächtigen der Erde” (Kelimenin tam anlamıyla "Dünya’nın kudretlilerini ( Dünya’ya hükmedenleri) uçurdum") içeriğe daha uygun olduğunu düşünüyorum.
İngilizce’ye yapılan tercümesinin başlığı (Anglo-Saksonlardan beklendiği üzere!) daha az iddialıydı: “I was Hitler’s Pilot!” (Hitler’in pilotu idim.)
Daha sonra, uzatılmış bir versiyonu “Mit Mächtigen zwischen Himmel und Erde” ("Kudretliler ile Gökyüzü ve Yeryüzü Arasında") olarak yayınlanmış.
Bizdeki basımın Fransızca olduğunu başlıktan anlıyoruz: (" Ben Hitler'in pilotuydum: Dünyanın kaderi benim ellerimdeydi.").
Refik Özdek tarafından çevrilen kitap toplamda 332 sayfa tutan üç ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde doğal olarak çok kısa olsa da ailesi, doğup büyüdüğü yer hakkında bilgiler verdikten sonra havacılığa kendini bildiğinden beri duyduğu ilgiden ve 1. Dünya Savaşı’nın başlaması ile pilot olma yolundaki hızlı ilerleyişini anlatıyor. Hem kabiliyetli bir pilot hem de iyi bir mekanikçi olduğundan çabuk yükselen Baur 1. Dünya Savaşı’nda katıldığı çok sayıda hava çatışmasını anlatıyor. Savaş bittikten sonra onun deyimiyle “kızıl diktatörlüğün Almanya’da kurulmasını engellemek” için çarpışıyor. Versay Anlaşmasının koşullarının uygulanmaya başladığı 1920’li yıllardan itibaren de önce bağımsız sivil pilot sonrada 1926 yılında kurulan Lufthansa’da görev yaptığı dönemi kâğıda dökmüş.
İkinci bölüm Hitler tarafından çağırılması ile başlıyor ve onun Nazi iktidarı ile yükselmesi esnasında yaşadıklarını aktarıyor. Özellikle 20 sayfalık bir Afrika seyahati var ki, 1930’lu yıllardaki Afrika hakkında ilginç bilgiler verdiği gibi, o dönemde yaşayan insanlar için bilinmeyen bir Dünya olan bu kıtayı gözlemleyişi de çok ilginç. Kitabın güzel tarafı yazarın her ana bölümü kendi içinde bir sürü alt başlığa ayırmış olması. Yaşadığı olayları, tanıştığı o dönemin ünlü politikacıları, askerleri ile girdiği diyalogları ve yaşadıklarını çok tatlı bir dille kendi içinde kapalı alt başlık tarzında yazması sayesinde hem çok rahat okunuyor hem de akılda kalıyor.
Üçüncü bölüm en uzunu… Neredeyse tüm sınıflardan mareşal ve generallerin yanı sıra çok sayıda üst düzey Nazi’yi de defalarca yolcu olarak taşıdığı için onların ağzından savaşı anlatıyor. Birkaç örnek vermek gerekirse, Göring, Hess, Himmler gibi ünlü Naziler haricinde, Duce, Romanya mareşali Antonescu, Bulgaristan kralı Boris, Macaristan Amirali Horthy… 1939 – 1945 arası ve sonrasında Sovyetler’deki esaret dönemini ve geri dönüşü anlatarak Münih’e gelişi ile bitirir.
Bir Galatasaray Lisesi mezunu olan mütercimin, Fransızca’ya hâkimiyetini tartışmanın anlamı yok. Özellikle Cengiz Aytmatov çevirileri ile ön plana çıktığı gibi, Fransızca’dan “Kavgam”’ı da tercüme etmiş. Daha önce yaptığı edebi eserlerin tercümeleri sayesinde de zaten orijinali de akıcı olan kitabı çok rahat okunur bir biçimde tercüme etmiş. Birkaç redaktör ve basımevi hatası da 1974 yılında yayınlanan bir kitap için göz ardı edilebilir.
Karakutu Yayınları’ndan çıkan baskının tercümesini Lamia Güçlü yapmış. O baskıyı almadığımdan bir karşılaştırma yapamam. Ancak, Baur’un otobiyografisi silah teknolojisi ve strateji-taktik gibi konulara fazla değinmediğinden “askeri terminoloji” konusunda fazla zorlanmadığını düşünüyorum.
Kitabı sahaflarda, yaşı nedeniyle yorgun kondisyonda uygun fiyatlardan bulabilirsiniz.