·144 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Temmuz 2025 17:42 Nobel Edebiyat Ödüllü yazar #AndréGide, zamanında jüri üyesi olarak yer aldığı ceza mahkemelerinde adaletin tecelli edip etmediğini hem hür bir vatandaş hem de bir yazar olarak gözlemlemiş ve izlenimlerini elimizdeki bu derleme halinde #MahsurKadın kitabı ile okura aktarmış. O dönemin Fransa'sına bakarsak, adalet kavramının böylesine ilgi çekmesinde 1894’te başlayıp 1904'te sona eren, bir yüzbaşının haksız yere yargılandığı Dreyfus Olayı’nın (Emile Zola- Suçluyorum kitabı bu olayı açıkça ele almıştır) da etkisinin olduğu söylenebilir.
Bu derlemedeyse Gide, iki temel davayı konu alıyor: İlki, "Mahsur Kadın", ikincisiyse "Redureau Vakası" olarak bilinen yaşanmış olaylar ve her ikisi de etkileyiciliklerini bu gerçeklikten alıyor. Gide her iki davayı, gözleri bağlı halde, adaletin suçluları eşit yargılayıp yargılamadığını, verilen kararlarda terazisinin şirazesinin kaçıp kaçmadığını ve verilen kararın ne kadar doğru olduğunu tanıklıklar, davaların toplumda uyandırdığı yankı ve daha birçok farklı açıdan ele alarak sorguluyor. Nihai kararıysa biz okurlara bırakıyor.
“Güzellik yapmak, hiç sevgi ve özgürlük yok, hep yalnızlık,
Hayatın boyunca zindanda yaşayıp ölmek zorundasın.”
Mahsur Kadın;
İsimsiz bir mektup ile bir başsavcı, 52 yaşında olan Melanie Bastian’ın (asıl adını kullanmıyor yazar, gizli kalması için olabilir ancak gerçek gazete fotoğrafları var ve yüzleri görünüyor burda bir tutarsızlık var. Asıl adı Blanche Monnier) annesi tarafından panjurları kilitli, pislik içinde bir odada tutsak olduğunu ihbar alıyor. Bakımsız, karanlık, leş gibi bir oda, çöpler, dışkı, yemek artıkları, böcekler, fareler ne ararsanız var. Çürümeye yüz tutmuş bir yatak. Üstüne giysi giymeyi reddeden (annenin iddiası bu şekilde ancak hastanede severek giyiyor, yiyor vs), zayıflıktan kemikleri sayılan sağlıksız bir vaziyette bulunan Melanie için adli süreç başlıyor. Hastanede tedavi görmeye başlıyor. Tüm tanıklar dinleniyor. Gerekli sorular soruluyor, araştırmalar yapılıyor. Mahkeme alenen suçlu oldukları belli olsa da anne ve abinin beraatine karar veriyor. Ama nasıl?
Dönemin burjuva aileleri gibi değildir bu aile, tiyatroya gitmez, sosyete ile içli dışlı değildir, evlerinden çıkmazlar. Madam Monnier (anne) evlendikten sonra evden hiç çıkmamış. Kızının da eşinin henüz sağ olduğu zamanlar türlü bahanelerle evden çıkmasını engellemeye çalışmış. Anne kız arasında muhtemelen bu nedenle büyük çatışmalar çıkmış ve Melonie annesinden nefret eder olmuş. Varlığına katlanamıyor ve bu ilerleyen süreçte de bu şekilde devam ediyor. Dengesiz ruh hali başlıyor. Misafirlerin önünde soyunması, pencere önlerinde kendini teşhir etmesi nedeniyle (iddia bu şekilde) tüm pencereler yazın dahi kapanır olmuş. Evden dışarı çıkmaması ve bakımına evde devam edilmesi babasının isteği ve annesi söz verdiği için ölene kadar kendini evde kızına adıyor. Abisi ise para göz. Bu nedenle annesinden para koparmak için kız kardeşinin durumuna göz yumuyor. Yıllarca mahsur kaldığından mütevellit Melonie odasıyla bir bağ kurmuş olmalı. Odadan nefret etmiyor ama annesini görmek istemiyor. Öldüğünü duyduğunda seviniyor hatta. Kendi de akıl hastanesinde ölüyor.
Kanaatim; tutsaklığın başında bağırıp çağırmaları bir sonuç vermeyince durumu kabullenmiş yalnız annesinin varlığına şiddetle karşı çıkmış olduğu.
Redureau Vakası
Kendi yaşına göre hafdinden fazla çalıştırılan (günde 14 saat bağ bozumunda çalışmak gibi), hatta sömürülen bir çocuktur Marcel Redureau. Bi akşam sıkma işlemi yaparlarken patronunun hakaretine öfkelenip onu alaşağı eder ve bir bıçakla öldürür. Kaçmayı düşünür başta ancak patronunun karısı ve hizmetçi henüz uyumamıştır ve neredeyse doğurmak üzere olan karnı burnunda kadın kocasının nerde olduğunu sorar. Korkuya kapılan Marcel arkada şahit bırakmak istemediği için kadın, hizmetçi, büyükanne ve biri sadece 2 yaşında olan 3 çocuğu da vahşice öldürür. Toplamda 7 kişiyi öldürmüş sadece 4 yaşındaki bir çocuk mutfakta uyuyor olduğu ve sessizliğinden ötürü gözden kaçtığı için sağ kalmıştır. Üstelik defalarca bıçak darbeleri indirmiş, parçalamış ve canice bir katliamda bulunmuştur.
Kamuoyu tepkisi her ne kadar şiddetli olsa da cinayetleri işleyen küçük bir çocuk olduğundan kafa karışıklığı söz konusudur; herkes bilinçli ya da bilinçsizce merhamet duygusundan bir iz arar. Ancak akli dengesi yerindedir ve sarhoş değildir. Pişmanlık ifade etmesi de ceza almasının önüne geçmemiştir.
Bu iki davada da bazı gizemli şeyler kalmıştır elbette. Gide, bu iki davayı kayıtların ışığında ustaca parçalara ayırıyor, sorular soruyor ve adaletin tecelli edip etmediğini okura aktarırken hukuk ve adalet kavramlarını masaya yatırıyor.