Amerikan edebiyatının en şahsına münhasır yazarlarından #CarsonMcCullers ile tanışma kitabım #AltınGözdeYansımalar . Kitabı bitirdiğim an yazarın hayatını araştırma ihtiyacı duydum ve kendisinin önemli sağlık sorunları yaşadığını, biseksüel olduğunu ve yaşadığı dönemdeki toplumsal baskının kalemine yön verdiğini net anlamış oldum. Kitap henüz ilk sayfasında bir cinayet işleneceğinin haberini bize veriyor. Sonra son sayfaya kadar ilmek ilmek işliyor o anı.
“Barış zamanında askeri bir üs sıkıcı bir yerdir. Birşeyler olur olmasına ama bunlar boyuna yinelenir durur. Ama belki de bir üssün sıkıcılığının en büyük nedeni, onun bir ada gibi çevreden yalıtılmışlığı, boş zamanın ve güvenliğin insana bıkkınlık verecek kadar çok oluşudur, çünkü insan bir kez orduya girdi mi kendisinden beklenen tek şey önündekinin peşinden ayrılmamasıdır. Öte yandan, ara sıra, bir daha yinelenmesi olanaksız şeyler de olur. Güneyde bir üste, birkaç yıl önce böyle bir şey oldu: Bir cinayet işlendi. Bu acıklı olayın kahramanları, iki subay, bir er, iki kadın, bir Filipinliyle bir attı.
Bu olaydaki asker, Er Ellgee Williams, subaylardan biri Yüzbaşı Weldon Penderton, karısı Leonora Penderton ve atı Ateşkuşu, diğer subay ise Binbaşı Morris Langdon, karısı Alison Langdon, Yardımcıları Anacleto 23 yaşında Filipinli bir erkek ama biraz farklı. Ulu orta dans eder, suluboyalarla resim yapar ve efendisi Alison’a tapar.
Yüzbaşı huzursuz ve sinirliydi. Er Williams’ı düşlemek kanser hücresi gibi içinde büyüyüp gidiyordu. Bu takıntılılık seviyesine onu getiren birkaç olay şöyleydi; Çin ipeğinden yeni takımına kahve dökmesi, Ateşkuşu’na binip atı çileden çıkardığı zamanki karşılaşmaları, evinin etrafındaki ağaçları temizlemek yerine yanlış anlayıp budaması, üsteki yolda sıkça karşılaşmaları.. Rahatsızlığının