·108 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Haziran 2026 15:39 Fransız şair, matematikçi, dil teorisyeni, yazar #RaymondQueneau ‘dan #ZorluBirKış kitabı gerçekten zorlu bir okuma süreci yaşattı bana. Birkaç gördüğüm inceleme de aynı fikirde olduğundan gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki çeviri çok zorlayıcıydı.
Roman bizi Birinci Dünya Savaşı’nın ortasına, 1916-1917 yılının o meşum kışına, Le Havre liman kentine götürüyor. Queneau burada savaşı cephedeki kurşunlarla değil, cephe arkasındaki insanların ruhlarındaki o boğucu bekleyişle anlatıyor. Kitabı okurken o liman kentinin rutubetini, soğuğunu ve her an bir şey olacakmış gibi hissettiren ama aslında hiçbir şeyin değişmediği o monotonluğu iliklerinizde hissediyorsunuz. Demokratik, mason ve Yahudileşmiş bir Fransa var. Lehameau’ya göre Fransa’yı çürümüşlükten ve düzensizlikten kurtarmak için gereken bir Alman Himayesi.
Bernard Lehameau, başkahramanımız, 33 yaşında, yaralı bir asker, ayağı kırıldığı için aksamaya başlamış ve yürümek için bastona ihtiyaç duyuyor, bu süreçte çevirmenlik yapıyor. Saygıdeğer bir insan, sivil yaşamda oldukça yükselmiş bir memur, askerlikteyse savaş yaralısı ve belki de kahraman. Ama oldukça kötümser ve yabani. Annesi, ilk yengesi (abisi daha sonra tekrar evleniyor) ve karısı bir yangında hayatlarını kaybediyor. 13 yıl boyunca dul kaldığı süreçte eline kadın eli değmiyor. Bir gün tramvayda iki çocuğa rastlıyor Annette 14 kardeşi Polo ise 6-7 yaşlarında, bir başlarına okula gidip geliyorlar. Bu çocuklar ile bir bağ kuruyor Lehameau ve ablaları ile Madeleine (hafifmeşref bir kadın profili var) ile de tanışıyor. Onları sinemaya götürüyor birlikte vakit geçiriyor. Bir de ordudan sarışın ingiliz Helena var. Ona aşık oluyor, birkaç kez buluşuyorlar ama kadın bakire, bu devirde onunla evlenmeyi göze alamıyor ve zaten kadının tayini çıkıyor. Birkaç ay içerisinde bacağı tamamen iyileşiyor, orduya geri dönüyor ve Madeleine ile nişanlanıyor. Kardeşi Annette küçük yaşına rağmen aşk ilanı yapmışken üstelik. Bir de düzenli olarak gittiği kitapevi sahibesi orta yaşlı, ilgili kadın var tabi.
Karısını kaybettikten sonra hayata karşı tamamen bağını koparmış ve büyük bir boşluğa düşmüş olan Bernard, kitabın sonunda bu çocuklara ve onların ailesine sahip çıkmakta bir anlam buluyor. Queneau büyük, romantik bir kavuşma sahnesi yazmak yerine; savaşın ortasındaki bir adamın hayata tutunmak için seçtiği bu pratik ve "sorumluluk alma" odaklı evlilik kararını birkaç cümleyle aktarıp romanı bitirir. Bu duru ve telaşsız anlatım, kitabın o askıda kalmış, belirsiz atmosferine de çok uygun. Bernard'ın Miss Helena ile kurduğu o tuhaf, tam adlandırılamayan ilişki ve çevresindeki Alman hayranı sahaf Madame Dutertre gibi yan karakterler, dönemin ideolojik kafa karışıklığını çok iyi özetliyor.
Okuyucuda başta bir kafa karışıklığı yaratıyor elbette. Annette’ye olan tavrı, Miss Helena’ya olan aşkı derken bir anda Madeleine ile nişanlanması büyük bir şok yarattı bende. Ne istediği, kimi tuttuğu, tarafı hiçbir şekilde şeffaf değil. Yalnızlığın ve yasın verdiği artık bir şey yapma isteğini başından sonuna kadar hissedebildim. Çeviri kaynaklı oturmayan çok şey olduğunu düşünüyorum.