·288 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Mart 2018 02:40 Hemen söylemek istiyorum ki uzun süredir böyle güzel kitap okumamıştım. Bergson her zaman açık fikirli bir filozof olmuştur bu kitap da Bergson'ın en açık dille yazdığı kitaplardan biri olmuş. Öncelikle böyle güzel bir kitap okumadım derken onu eleştirmeyeceğim anlamına gelmiyor. Çünkü Bergson'ın bu kitabında beni rahatsız eden bir bölüm var "Ahlaksal Ödev" bu fikri öyle takıntılı hale gelmiş ki açıkçası okurken biraz daraldım diyebilirim. Peki bu "Ahlaksal Ödev" ne anlatıyor? Kitabın ilk bölümünde bu konu altında ilk önce toplumun kontrolünü konu alıyor ve yasalardan kaçınılmazlık özelliğini vurguluyor. Hatta diyor ki "Toplumsal düzeni ihlal edecek her davranış doğa karşıtı bir niteliğe bürünmektedir." bu yasaları ihlal eden insanları da canavara benzetiyor. Ve Hegel'den görmeye alışık olduğumuz toplumsal oluşumun dinsel bir içeriğe dönüştürülmesi. Bu konuda toplumsal buyruğun arkasında dinsel bir buyruğun bulunduğunu söylüyor. Ve şöyle diyor "Din şu veya bu tarzda yorumlansa da, ister öz olarak, ister rastlantısal olarak toplumsal olsa da, bir nokta kesindir, o da dinin her zaman toplumsal bir rol oynadığıdır." Sanırım kitabın bu bölümünde beni rahatsız eden kısım kendi kelimesi ile "Yaratıcı tekamül" e karşı olan tahammülsüzlüğüm olabilir. Bu bölümde son olarak değineceğim nokta Bergson'ın ahlaki kaygısı. Kaygısını dile getirirken bilincin vereceği her hükmün toplumsal ben'in vereceği hüküm olduğunu söylüyor. Bergson'a göre ahlaki kaygı da bu toplumsal ben ile bireye ait ben arasında ki ilişkilerin bozulmasından doğuyor. Bu bölüm kitabın neredeyse 4/2 sini kaplıyor ancak Ahlak, Toplum ve İnsan üzerine Freud vari söylemleri bana pek orijinal gelmediği için incelememin içine eklemek istemedim.
Ve kitabın genel olarak en etkileyici bölümleri "Statik ve Dinamik Din"
Bergson bir Yahudi. Ve mistisizmi savunan bir adam. Bu bölümü okurken Bergson'ın Paris'teki trajik ölümü aklınıza gelebiliyor. Bergson bu bölümde her türlü eleştiriyi yapıyor. Hem dine hem bilime dair bir çok noktaya eleştiriler sunuyor. Diyor ki "Dinlerin geçmişteki ve bazılarının bugünkü görünümü insan zekası açısından alçaltıcıdır." Bu kadar saçmalığa, yanlışlığa rağmen yine de insanın daha fazla sarılmaktan geri durmadığını söylüyor. Bu konuda bizlere çok geniş bir yelpaze sunuyor eski Yunan dinlerini, Yahudileri, Müslümanları ve Hristiyanları. Ve en önemlisi uygarlaşan insan ile ilkel insanın psikolojisini, inançlarını bizlere aktarıyor.
En göze çarpan iddiası ise şu; Her ne olursa olsun toplum hangi raddeye gelirse gelsin modern insanın kökeninde değişmez ilkel bir temel ahlaki yapının olduğudur. Peki bu temel ahlaki yapı nedir? Tabi ki de Din. Çünkü diyor Bergson : İnsanın doğa karşısında ki heyecanının kökeninde din yatar. Ve din insandaki umutların ve korkuların kaynağıdır. Bu kaynak ise dinin insanda ki ahlaki yapısının yardımcısıdır. Bu satırları okurken Hegel'in Din felsefesini okuyormuş gibi hissedebiliyorsunuz kendinizi ama bir yerden sonra farklılıklar oluşmaya başlıyor. Bu farklılıkta kitabın son bölümünde ortaya çıkıyor "Mekanik ve Mistik". İncelemeyi daha fazla uzatmamak adına Bergson'ın bilimselliğe karşı savunduğu sezgiciliği ve mekanik mistik konusuna pek değinmek istemiyorum. Sadece okuyucunun son bölümü çok iyi okumasını öneriyorum.