Gözde DemirelTheseus'un Kadınları
Klasik mitolojik anlatılarda tanrılar olmazsa olmazdır. Ancak onların temel işlevi çoğu zaman, kahramanları, kralları yani iktidar odaklı kişi ya da düşünceleri desteklemektir. Tanrısal bir dille meşrulaşan bu iktidar, insanlar için neredeyse itiraz edilemez bir kadere dönüşür.
“Theseus’un Kadınları” kitabı, özellikle Ariadne’nin hikayesi üzerinden bu yapıyı sorguluyor. Minos’un iktidarını tanrıların adına kullanma biçimi, kahraman, tanrı ve iktidar üçgenini aradaki sinsi ilişkilerle birlikte görünür kılıyor.
Kitap, “ya tanrılar olmasaydı?” sorusuyla tanrı müdahalesini dışlayarak, mitolojiye daha insan merkezli ve sorgulayıcı bir yerden yaklaşıyor.
Mitolojide kadın karakterler çoğu kez, erkek dünyasında ve erkek diliyle tanımlanır. Bu kitapta ise kadınlar, kendi düşünceleri, tutkuları ve en önemlisi kendi sesleriyle var oluyor.
Ariadne, artık Theseus’un yolunu açan bir yardımcı değil. Kendi hedefleri olan, duygularıyla hareket eden, gerektiğinde Theseus’u kendi amacına hizmet ettirebilen bir özneye dönüşüyor. Medeia ise, kendisine yüklenen “kötücül evlat katili” kimliğinden sıyrılıyor; bambaşka bir Medeia ile, başka bir eksende tanışıyoruz. Bu yönüyle de kitap sorgulamalarında oldukça radikal bir yerden konuşuyor.
Hayli akıcı bir dile sahip olan bu kitap, mitolojiye farklı bir gözle bakmak isteyenler ya da kadın karakterleri erkeklerin değil, kendi seslerinden duymayı tercih edenler için dikkat çekici bir seçenek.
Klasik mitoloji anlatısı, kralı, kahramanı ve ataerkil yapıyı yüceltir; tanrılar ise bunu tanrısallaştırmak için vardır. Bu kitap ise bu denklemi değiştiriyor ve kadınlara kendi sesleriyle konuşma hakkı veriyor.
Özetle “Theseus’un Kadınları” kitabı, tanrıların sustuğu, kadınların bizzat kendisinin gerçekten konuşabildiği bir mitoloji anlatısı sunuyor.