Kitap okumaya vakit ayırmadığımı fark ettiğim bir dönemde okuma hevesimi tekrar kazanabilmek için bir roman seçmek istemiştim. Bilgisayar oyunları ve geliştirme süreçlerine ilgim sebebiyle bu romanı daha önce okunacaklar listeme kaydetmiştim. Best seller vurgusu biraz beklentimi de yükseltince başlamaya karar verdim. Biliyorum, aslında best seller demek bazen de acaba hiç başlamasam mı sorusunu sormak demektir.
Kitap bir kız ve bir erkek çocuğun hastanede dramatik bir şekilde tanışması ile başlıyor. Bilgisayar oyunlarını oynamayı seven(hangi çocuk sevmez ki!) bu iki ufaklık kendilerini samimi bir arkadaşlığın içinde buluyor. Dönem dönem birbirlerinden uzaklaşsalar da bir şekilde tekrar bir araya geliyor ve bu kopuşları çok da deşmeden ilerlemeye devam ediyorlar.
Başlarda çocuk olan karakterlerimizin gençlik ve yetişkinlik dönemlerine kadar tanıklık ediyoruz. Birlikte çok uzun süre vakit geçirip, kimseyle paylaşılmayan anları birlikte paylaştıkları için bu arkadaşlık adı konulmamış farklı bir ilişkiye dönüşüyor. Hayatın karmaşıklığı içerisinde bunun basit bir arkadaşlığın ötesinde olduğunu bildikleri halde, birbirlerini sevdiklerini de bir türlü itiraf edemiyorlar.
Bu keşmekeşlikte bir de 3. kişiler sevgililik mertebesiyle aralarına girince kıskançlıklar ve yaşanamamışlıkların gerginliği de üstlerine bir kara bulut şeklinde çöküyor. Ne ayrı olabiliyorlar ne de birlikte yapabiliyorlar. Bu durum bir yerden sonra birbirlerine duygusal bir eziyetten başka bir şey olmuyor. Mutluluk doğuştan yazgılarında yok sanki...
Yazar hikayenin çarpıcılığını sağlayabilmek adına hep olumsuzluğu, mutsuzluğu ve üzücü olayları kullanmış. Bu durum biz okurları olumsuz bir atmosferin içerisine sokuyor. Çok fazla yüzeysel süper kahraman filmi/dizisi izlediğim için mi garipsedim bilmiyorum, kitaptaki karakterler bir türlü mutlu olacakları bir durum içerisine giremiyorlar. Yan karakterler için bile durum aynı. Sürekli çarpık ilişkiler, çarpık cinsellik, kötü iletişim, eşcinsellik, göçmenliğin getirdiği ezilmişlik, maddi imkanların getirdiği sorunlar say say bitmez.
Oyun yapımı ve oyunculuk kısmında bir derinlik olur mu, sanat bu işin neresinde başlıyor, hangi etkileyici yanlar var falan gibi beklentileri de çok karşıladığı söylenemez. Genel anlamda ilişkiler üzerine kurulu bir kitap olduğu için olaylara odaklanılan bir durum olmuyor maalesef.
Tam benlik bir kitap derken bu kadar ters köşe olacağım hiç aklıma gelmezdi. Zaten hayat yeterince yorucu iken böyle bir içerik tercihi bana pek mantıklı gelmiyor doğrusu. Bu kitap özelinde "Keyifli okumalar" diyemiyorum!