·168 syf.····Okunma: 04 Temmuz 2025 00:00 İmkansız, karşılıksız, kaybedilmiş bir aşk… Henüz 25 yaşındayken Goethe, yüzyıllar ötede, tekrar tekrar yaşanacak bu varoluşsal sancıları kaleme almış. Mektuplardaki çıplak gerçeklik öyle bir yüze vuruyor ki, insan bir yerden sonra ‘yok artık’ diyor.
Werther imkansızın peşine düşmedi, kader planı onu imkansızlığın hapsine soktu. Neyi anlamıyor bu insanlar be! Sevmek eylemini neden hep o Lotte gibi kolay kurtulabilecek bir delilik olarak tanımlıyor? Neden küçümsüyor? Sevmenin bir eşiği olmadığı, dolayısıyla o deliliğin de bir sınırı olmayacağı, ya hep ya hiç bir durumluk olduğunu ne zaman anlayacaklar?
“Ne kimse ona sahip olacak, ne de o kimseye”
Werther’i okurken, gönlümü mü okuyordum? Çize çize yoruldum bende anlam çağrıştıran o özel cümleleri. Üstelik o günlük tarzındaki mektuplar, tıpkı bir gencin yazacağı tarzdan derleme roman. Neyi mi derliyor? Acı ile geçen dönemini, kaybedilen aşkını, uğruna öleceği imkansızı.
“Kendimi dışarı attım. Ey Tanrım! Sefaletimi görüyorsun ve ona bir son vereceksin.”