·184 syf.····Okunma: 05 Temmuz 2025 18:12 Merhaba arkadaşlar temmuz ayı @nihllck.kitap ın #harfliyazarokuyoruz grubunda P harfindeyiz ben de @pdjeliclark dan #yakarışçemberi seçtim. Her ne kadar kitabın üzerinde fantastik olduğu yazıyorsa da bu kitap dünyada korku olarak kategorilenmiş. Yani aynı zamanda #korkuyoruzamaokuyoruz korku grubuma da uyuyor. Kitap klasik tarih anlatılarını ters yüz eden, korku ve fantastik ögelerle dolu alternatif bir gerçeklik sunuyor.
1920’lerin Amerika’sındayız. bir ulusun doğuşu filmi beyaz ekranda ve ırkçı propaganda bir büyüye dönüşmüş durumda. Ku Klux Klan artık sadece bir nefret örgütü değil—insan kılığına bürünmüş yaratıklardan oluşan bir ordu. Maryse ve ekibi bu yaratıkları hem silahlarla hem büyüyle durdurmaya çalışan bir direniş grubunun parçası. Ama savaş sadece fiziksel değil; geçmiş, kayıplar ve halkın belleğinde kalan travmalar da bu mücadelenin içinde. Direnişçilerin yakarıi çemberi dedikleri bir ayin var ve bu çemberde ku klux klana ve eziyetlere karşı bir korunma büyüsü üretiliyor.
Maryse, hayaletlerle konuşabilen ve doğaüstü bir kılıca sahip olan bir savaşçı. Bir yandan klan yaratıklarını avlarken, diğer yandan çocukluk travmalarının ve kayıplarının izini taşıyor. Kılıcıyla geç ilte acı çekenleri duyabiliyor. Sadie, en küçükleri, patavatsız, sert ama içten biri. Mizah anlayışı karanlık. Cordelia, ya da şef, ekibin patlayıcı uzmanı. Sakin, stratejik, detaycı bir eski asker. Bu kitapta en dikkat çeken şey: Ku Klux Klan’ın sadece bir örgüt değil, iblis olarak temsil edilmesi. “Ku Klux” adı verilen yaratıklar, başka bir boyuttan geliyorlar ve beyaz Amerikalıların nefretine tutunarak varlık kazanıyorlar. Klanda henüz dönüşmemişler ve bir de dönüşmüşler var. Clark burada ırkçılığı yalnızca bir toplumsal sorun değil, metafizik bir musibet olarak gösteriyor. bahsettiğim film de büyüsel bir araç haline geliyor; kitleleri sadece ikna etmiyor, onları bir ritüelin içine çekiyor. Bu şekilde kitap, sinemanın ve kültürel anlatıların nasıl toplumsal felaketlere zemin hazırlayabileceğini açıkça sergiliyor.
Temalar oldukça güçlü:
— Irkçılıkla doğaüstü cephede doğrudan savaş.
— Kadın dayanışması ve topluluk: Üç #siyahi kadın merkezde.
— Travmayla yüzleşme: Maryse’nin içsel yolculuğu
— Kültürel anlatının gücü: Sinemanın büyü olarak kullanılması.
— İnanç ve direniş: yakarış çemberi geleneği bir kurtuluş yolu gibi sunuluyor.
Tropelar: #foundfamily #alternatehistory #supernaturalsuspense
Ku kluxların betimlemesine gelirsek oldukça ilginç. Dışarıdan bakıldığında normal insan gibiler ama Maryse gibiler onların içini görebiliyor. Clark yaratıkları doğrudan Lovecraft’ın kozmik dehşetinden ilhamla tanımlıyor. Kitabın özellikle bu tarz betimlemeleri oldukça şiirsel ve güzel. Çoğu zaman "insana benzerlikleri" ancak belli bir mesafeden fark edilir. Yakından bakıldığında, doğal olmayan, ürkütücü bir şeyler olduğu çok net hissedilir. Yaratıklar, toplumda aktif olarak rol alır. Film gösterimlerine gider, sokaklarda yürür, miting düzenler. Ama görünmeyen şekilleriyle, bu mitingler aslında bir tür iblis ayinine dönüşür. Irkçı nefretin kendisini, fiziksel bir hastalık, bir parazit, bir şeytanî varlık gibi ele alıyor. ku klux’lar sadece korku öğesi değil. Onlar, beyaz üstünlüğünün vücut bulmuş hali.
Anlatım oldukça akıcı ve meraklandırıcı özellikle çeviri çok güzel olmuş yazarın şiirsel dili eksilmemiş. Sadece daha fazla uzatılsaydı okumazdım çünkü çok yoğun şekilde #darkfantasy biraz fazla çarpışma sahnesi var duygu yönünden karakterler biraz eksik. Aksiyon daha ön planda. Korku anlamında tatmin edici baya bir #monsterhorror var. Kitap aslında ilk olarak #korku kitabı olarak geçiyor. Kapağında yazdığı gibi bilim kurgu ya da gerilim değil. Yazar siyahi ve siyahi propogandası okumak istemeyenler terch etmeyebilir. Ülkemizin ırklarla alakalı sorunu olmadığı için bazen propoganda okumak anlamsız gelebilir bazı okurlara.