·928 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Haziran 2025 19:07 Evet... Bu seferki inceleme Beyaz Leke serisi için. Bu seriyi tıpkı benim için yeri özel olan diğer seri/seriler gibi kelimelere sığdıramıyorum elbette, lakin elimden geldiğince şimdi bunu deneyeceğim.
Öncelikle SPOİLERSIZ bir şekilde kitabın ya da daha doğrusu serinin konusundan ve ana temasından bahsedecek olursam savaş-aşk-krallık üçgeninde dönüyor tüm olaylar. Seride ana karakterin(çaktırmayın hala ana karakterin Tugay mı yoksa Eftalya mı olduğunu bilmiyorum) ve söz konusu olayların geçtiği ülke Türkiye. Günümüzden birkaç yıl sonrasını anlatıyor seri. Ülkede her şey iyi ve hoş bir şekilde giderken Krallık adı verilen bir "parti" kuruluyor ve yavaş yavaş ülkeyi ele geçiriyor.
İlk kitap Krallık'ın ülkeyi yönettiği yıllarda başlıyor. Karakterimiz Eftalya Atalar, bir diplomat olan Adnan Atalar'ın kızıdır. Avukat olan Eftalya için hayat iyi sayılabilecek düzeydedir ancak ülke için aynısını söylemek mümkün değildir. Sefalet ve açlık içinde olan ülkede sıkı bir baskı söz konusudur. Krallık kendine karşı olan her düşünce ve fikir adamını hapse atmaktadır. İnsanların refah seviyesi oldukça düşüktür. Bu duruma karşıt olarak ise BL adında bir örgüt ortaya çıkmıştır. Örgütün kurucusu olarak kabul edilen Tugay Demir Çeviker ise Ada Hapishanesi adı verilen yüksek tedbirli bir hapishanededir.
Eftalya'nın babası da yasaklı bir kitabı okuduğu için aynı hapishaneye atılmıştır. Bir gün babasını ziyaret için gelen Eftalya burada Tugay ile kısa bir diyalog kurar ve çok etkilenir. Bunun sonucunda içinde yatan haksızlıklara karşı ayaklanma hissi tekrar körüklenir.
Açık konuşmak gerekirse ilk başlarında kitabı beğenmeme yolundaydım. Ama ilerledikçe kitap beni açmaya başladı. Ve birşey farkettim ki; bu seri 1984'e çok benziyor hatta aynı denebilir. Zaten Adnan Atalar da bu kitabı okuduğu için hapse atılıyor.
Kitabı çok beğendim. Kitabın üzerinden hareketle seriyi de çok beğendim. Bir HGOİ sevdalısı olarak bu serinin onun önüne geçebileceğini asla ama asla düşünmüyordum. Geçmedi de zaten ama geçmekten ziyade bambaşka bir yer açtı içimde. Her ne kadar HGOİ'min yeri benim için ayrı olsa bile bu serinin de içimde yeni bir yeri açıldı.
Şimdi isterseniz SPOİLERLI kısma geçelim.
İlk kısımlardaki vurulma sahnesinden İngiltere'ye ve oradan gemi olayına kadar her şeyi hatırlıyorum. Son kısım zaten benim için hiç iyi değildi. Defne'nin kendini öldürmesinden sonra bende akıl falan kalmadı zaten. Kim ne derse desin ben Defne'yi iyi biri olarak gördüm. Kitabın temel problemi olan zaaflara kurban gitti maalesef.
Son kısımdaki bir diğer barajımı yıkan olay ise Eftalya'nın ölmesi oldu. Gerçekten hiç beklemiyordum. Tugay'ın kurtaramayacağını anlamıştım en başından zaten ama diğerlerinin geldiği sahnede birinin o lanet ipe sıkmasını o kadar çok istedim ki...
Tugay ve diğerleri gibi benim de içimin yağlarını eriten olay da Ufuk'un eziyet çekerek ölmesi oldu. Açıkçası ilk başta ona acımıştım. Keşke acımasaydım. Beyni yıkanmış bir robottan farksız olan kardeşi için Defne'ye daha fazla acıdım.
Tugay'ın intiharı ise beklediğim bir durumdu. Hele ki bunu uçak kullanırken yapması ayrı bir anlamlıydı. Ardında bıraktığı CDleri okuyunca anlık bir krize girdim ama sonunda gökyüzünde de olsa mutlu bir şekilde buluşmalarına sevindim.
Giray ve Nida için ise birşey diyemiyorum çünkü o durumu az çok tahmin edebiliyorum ve onların yerinde ben olsam -o kadar çatışma ölüm savaş görmüş olsam bile- dayanamazdım.
Meryem'in annesinin ölümlerine hiç girmedim çünkü o sıralar kafam başka bir yerdeydi ve kitaba tam odaklanamamıştım. Tek iyi bildiğim kısım hastanede herkese intikam isteyen Eftalya Atalar'ı göstermiş olmasıydı ve bu benim çok hoşuma gitti.(Kesinlikle şiddet sempatizanı değilim iyi hissettiriyor)
Bunların haricinde Adnan Atalar'ı sıradan bir diplomat yerine derin devlet gibi biri olarak göstermeleri ayrı hoşuma gitti. Hele Ölüm Timi'ni kızları için kurması ve Krallık'a kafa tutması ayrı iyiydi. Onun için ayrı bir inceleme yazılır ama maalesef çok uzun olsun istemiyorum bu incelemenin ondan burada saygıdeğer Adnan Atalar'a gerektiği kadar yer veremeyeceğim.
Benden bu kadardı. Tekrar okuduğunuz için teşekkürler. Tavsiye eder misin diye soran olursa sabırlı ve güçlü bir psikolojiye sahipseniz okuyun derim. Görüşmek üzere