Puan vermedi·258 syf.····Okunma: 05 Temmuz 2025 21:11 Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi, ilk başta zarif ve büyüleyici bir dünyanın kapılarını aralıyor gibi görünse de, aslında baştan sona yavaş yavaş kararan bir ruhun hikâyesini anlatıyor. Dorian’ı ilk tanıdığımızda o kadar saf, kırılgan ve hayran olunacak biri ki, insan onun kötü birine dönüşebileceğine inanmak istemiyor. Ama zamanla anlıyoruz ki güzellik her zaman iyilikle bir arada yürümüyor. Özellikle Lord Henry’nin fikirleri Dorian’ın içindeki o karanlık kıvılcımı tetikliyor. Gençlik, güzellik, haz ve özgürlük üzerine söylediği şeyler önce kulağa çekici geliyor ama işin iç yüzü çok başka.
Roman ilerledikçe Dorian’ın dışı hep güzel kalıyor ama içi gitgide çürüyor. İnsanlardan uzaklaşıyor, yaptığı kötülükleri umursamamaya başlıyor, hatta sonunda bir cinayet işleyip onu bile soğukkanlılıkla örtbas edebiliyor. Portre ise onun bu içsel değişimini adım adım bize gösteriyor. Aslında bu tablo, Dorian’ın vicdanı gibi. Ne kadar bastırsa da, ne kadar saklasa da, gerçekleri yok edemiyor. En sonunda ise kaçışın olmadığını anlıyoruz. Çünkü insan kendinden saklanamaz. Ruhundaki çürümeyi ne kadar halının altına süpürse de, o bir gün mutlaka ortaya çıkıyor. Dorian'ın da sonu bunu çok net bir şekilde gösteriyor.
Bu roman bana şunu çok güçlü bir şekilde hissettirdi: Görüntüye, dış güzelliğe, hazza ne kadar sarılırsak sarılalım, eğer içimizde olanı görmezden gelirsek, bir gün onunla yüzleşmek zorunda kalırız. Dorian aslında kendini yavaş yavaş yok etti ama bunu yaparken hep göz kamaştırıcı görünmeye devam etti. O yüzden romanın büyüsü de burada zaten. Çok gösterişli bir yüzeyin altına gizlenmiş bir trajedi anlatılıyor. Okudukça hem etkilendim hem de rahatsız oldum — ama tam da bu yüzden çok gerçek geldi.