Rachel Cusk ‘ın üçlemesini okurken, bence Cusk da Ernaux, Divletsen gibi kendine dürüst davranan biri demiştim. Bu kitapla daha da ikna oldum buna.
Anneliği romantik ideallerden arındırarak tüm çelişkileri, zorlukları ve yalnızlığıyla anlatan çok etkileyici ve dürüst bir metin bu. Zaman zaman rahatsız edici derecede dürüst; çünkü anne olmanın yalnızca sevgi ve mutlulukla değil, aynı zamanda öfke, kayıp, kimlik bunalımı ve hayal kırıklığıyla da örülü olduğunu cesurca dile getiriyor.
Cusk, doğumdan sonraki dönemi hem fiziksel hem ruhsal anlamda parçalarına ayırıyor kitapta. Modern toplumda anneliğe yüklenen beklentileri, kadın kimliğinin annelikle nasıl dönüşüme uğradığını sorguluyor.
Çoğu kadın, annelik hakkında her şeyi bildiğini sanarak adım atıyor anneliğe. Sonrasında yaşadığı tüm çelişkileri bir suçluluk psikolojisiyle baskılamaya başlıyor. Bu yüzden çok değerli buluyorum ben bu anlatıları. Çünkü söylenmemiş, geçiştirilmiş, bastırılmış olanı görünür kılmak bir dayanışma biçimi bence.
Eğer anaakım anlatıların dışında kalan, daha gerçek ve çelişkili bir annelik anlatısı arıyorsanız, bu kitaba bir bakın derim. Yalnızca annelikle ilgili değil; kadınlık, yazarlık, emek, beden ve kimlik meseleleri açısından da zihin açıcı kendisi.