Uzun uzun konusundan bahsetmeyeceğim. Zaten bana sıra gelene kadar herkes bahsetmiş. Bu yüzden daha çok kitabın üstümde bıraktığı etkiyi anlatacağım. Her şeyden önce bu kitap neredeyse yüz yıl önce yazılmasına rağmen okurken okuyucu olarak şunu çok net görebiliyoruz ki; bu toplumdaki çürümüşlüğün temeli asırlık. Sanki kitap dün piyasaya sürülmüş gibi sorunlar hala baki ve dert aynı dert. Bu aynı zamanda bir asırda bir arpa boyu yol katedemediğimizi gösteriyor. Kitapta yaşanan olaylar ne abartı ne de mazi. Çok daha trajiklerini her gün Müge Anlı'da görüyoruz. Velhasıl kelam kitaba yapılan dram mastürbasyonu benzetmelerinin hiçbir geçerliliği yoktur. Aksine tüyleri diken diken eden gözümüzün önünde olup fark etmediğimiz bin türlü halin anlatısıdır. •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••Belki alakasız bulanlar olacaktır ama ben Reşat Nuri Güntekin'in kalemini Charles Dickens'a benzettim. İkisinin de kendilerine has, cümle aralarına sıkıştırdıkları hicivler ve ufak komediler var. Tabii bu Dickens'da daha fazla ama benzer versiyonu Reşat Nuri'de var. Bir de sosyeteyi tanımlayış, anlayış biçimleri o kadar aynı ki... Yani bir an dedim ki "Ben galiba 'iki şehrin hikayesi' okuyorum şu an." çünkü o betimlemeler aynı zevki dahası benzer üslubu sunuyordu. •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••Sözün özü şu ki; Yaprak Dökümü okumayan insan eksik kalacaktır. Hem aileye hem topluma hem de bireye bu gerçekçilikle bakanı elbette bulursunuz ama bu samimiyette ve içtenlikle bakanı.... Zor