Gönderi

10/10
·60 syf.··
Beğendi
·
2025 216. kitabı
Şiirin her satırında, okuru bir cümlede tutup bekleten, düşündüren bir durak vardır. O cümlede kalakalırsınız. Çünkü Sylvia'nın acıları kolay geçip gidilecek türden değildir. Onun her dizisi bir çığlık gibi yükselir ama kulağa fısıltı gibi gelir. Bazen onun söylediklerine değil, söyleyemediklerine takılır insan. Bir eksik tamamlanır gibi olur, bir kelime yarım bırakılmış gibi. Plath’in dili zarif ama keskindir. Kadının bedeni, kaderi ve toplumsal rolleri şiirin zeminine yayılırken, duygular ise yüzeyde dalga dalga büyür. İlk Kadın ideal bir annedir, sevgi dolu ve beklenen doğumun getirdiği "tamamlanmışlık" duygusuyla konuşur. İkinci Kadın, bebeğini kaybetmiş bir boşluğun içinden seslenir. Üçüncü Kadın ise doğurduğu çocuğunu evlatlık vermek zorunda kalmıştır—bir annenin varlığı ama yokluğu içinde kaybolmuştur. Bu karakterler yalnızca kurgusal değildir. Her biri Sylvia’nın kendi kadınlığına, anneliğe, yalnızlığa ve kaybetmeye dair yaşadığı sancılardan doğmuştur. O, kendi kırık dökük ruhunu üç bedene bölerek anlatır. Böylece bir şiirden çok, bir içsel otopsiye dönüşür metin. Ve ben… bu satırları okurken bir şeyi fark ettim: "Birilerinin acılarının güzel bir cümleye dönüştüğünü anlamak, beğenmek ne acı." Evet. Sylvia'nın acılarını okurken hayran kalmak, onun kırgınlığını estetik bulmak, bir insanın yıkımına güzellik atfetmek... Bu bir tür suç ortaklığı gibi. Ama belki de edebiyat budur: Yaraya bakarken içini görmek. Sylvia Plath, Üç Kadın şiiriyle bizi yalnızca kadınların değil, insan ruhunun karanlık köşelerine götürüyor. Bu şiir, bir anne olamamanın, anne olup da yetersiz hissetmenin, ya da anne olup çocuğundan vazgeçmek zorunda kalmanın trajedisidir. Ama en çok da Sylvia'nın kendi haykırışıdır.
1000Kitap
Üç KadınSylvia Plath · Artshop Yayıncılık · 0540 okunma
··
66 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.