Stephen King , Yaratık adlı eserinde bizi adeta Tanrı'nın bile terk ettiği bir çöl kasabasına götürüyor. Fakat buradaki karanlık, sadece fiziksel değil—metafizik bir kötülüğün gölgesi, insanların inançlarını, korkularını ve hayatta kalma güdülerini test ediyor.
Kitap, terk edilmiş gibi görünen Desperation kasabasına düşen bir grup karakterin hikâyesiyle açılıyor. Hikâyede öne çıkan şey, King’in klasikleşmiş atmosfer kurma becerisi. Kasabanın tekinsizliği, okurun içine işliyor. Ama bu kez klasik bir canavar, vampir, hayalet yok—karşımızda antik bir kötülük, bir çeşit iblis var: Tak.
Roman hem varoluşsal bir korku sunuyor hem de dini temaları ve insanın içsel çöküşünü işliyor. Her karakter, kendi korkusuyla ve geçmişiyle yüzleşiyor. İnanç, teslimiyet, kaos ve umut arasında gidip gelen bu anlatı, okuru düşündürüyor: Kötülük dışarıdan mı gelir, yoksa biz zaten onunla mı doğarız?
Fazla göz önünde olmayan ama kesinlikle okunması gereken King romanlarından biri. Korkunun sadece yaratıklarda değil, tanrısal adaletin sınırlarında da gezindiğini görmek isteyenler için güçlü bir eser.