Gönderi

Gerçek Punisher'ın Doğuşu
8/10
·504 syf.··
2025 52. kitabı
Punisher hiçbir zaman çok ilgimi çeken bir karakter olmamıştı. Varlığından hep haberdardım ve Max serisinin ne kadar övüldüğünü de hep biliyordum, ama hiç okumadım, okumak istediğim de olmadı açıkçası. Bunu değiştiren şey neydi, tam olarak emin değilim. Geçen yıl Circle of Blood hikayesinin varlığını öğrenmem de olabilir, Daredevil'da sürekli karşıma çıkması da. Punisher hep diğer marvel kahramanlarıyla çakışması gereken bir karakter gibi gelmişti bana. Bu cildi okuyunca gördüm ki kendi başına da harika bir karakter olabiliyormuş, ama önce biraz arkaplan. Spider-man 129. sayıda karşımıza çıktı Punisher ilk defa. Bundan sonra gerek Spider-man sayılarında gerekse Daredevil sayılarında ara sıra kahramanların karşısına çıktı, ama hiçbir zaman o kadar saygı duyulan bir karakter olmadı. Belki duymuşsunuzdur Punisher'ın yerlere çöp atan insanları taradığını, kırmızı ışıkta geçen bir taksiciye saldırdığını. Evet, bunlar gerçekten yaşandı. Ama bunun sebebi yazarların Punisher'ı ciddiye almaması, onu öyle deli bir karakter olarak görmeleriydi (tabii Garth Ennis'in Born hikayesi ile Punisher'ın akıl sağlığını sorgulamasına daha 20 yıl vardı). Peki ne değişti? Çizgi roman sektörü. 80'ler çizgi romanların daha da karanlıklaşmaya başladığı bir dönemdi. Frank Miller'ın Batman ve Daredevil için yazdıkları, Alan Moore'un sektöre atılması, mangaların yavaş yavaş ingilizceye çevrilmesi ile kahramanlar bir "ciddileşme" dönemine girdi. Ve ayrıca 80'lerde Marvel çok sayıda mini seri işine girişmişti. Gerek Falcon, Hawkeye gibi uzun süredir var olan ama daha önce hiç kendi maceralarına atılmamış karakter için, gerekse Rocket Raccoon gibi yeni karakterler için mini seriler yazdılar. 1986 yılında ise yazar Steven Grant ve çizer Mike Zeck bir araya gelip Marvel'ı Punisher'a dört sayılık bir mini seri şansı vermesi için ikna ettiler, ortaya Circle of Blood hikayesi çıktı. Dört sayı planlamıştı bu hikaye ama ilk sayı o kadar tuttu, o kadar satıldı ki hemen beş sayıya çıkardılar. Peki nedir bu Circle of Blood, gelin ondan bir bahsedelim. Punisher hapse girmiştir, amacı İtalyan bir mafya babasının kaçmasını engellemektir. Büyük firar olur ama Punisher kaçmaya çalışanları engeller, o sırada da Trust isimli bir organizasyon Punisher'a yaklaşır, aynı amaç için çalıştıklarını ve suçu bitirebileceklerini söyler. Punisher biraz şüpheyle yaklaşsa da hem kolay bir hapisten çıkış şansı sundukları ve alet edevat ile donatmayı kabul ettikleri için iş birliğini kabul eder. Sıradaki hedef Kingpin'dir, Punisher onu öldürmek için harekete geçer ama sadece bir kuklayı öldürür. Bu ise yeterli olmuştur, yeraltında Kingpin'in öldüğüm esajı yayılır, çeteler birbiri ile savaşmaya başlar. Punisher ve Trust'ın amacı da bu iç savaşı kullanıp tüm organizasyonların işini bitirmektir. Ama Trust daha acımasızdır, tek istekleri işi hızlıca bitirmektir ve bu nedenle masumları işin içine sokmaktan çekinmezler, bu da Punisher ile aralarında bir çatışmaya neden olacaktır. Hikayenin genel çerçevesi bu şekilde. Peki bu hikayeyi bu kadar özel yapan ne? Bir öne çıkan özelliği Mike Zeck'in çizimleri, ilk başta kendisinin çizimlerine alışmakta zorlandım ve yüz çizimleri biraz komik geldi ama bir noktadan sonar saygı duymadan edemedim. Konu aksiyona gelince özellikle çok akıcı çizimleri var. Olay biraz da bu, evet, aksiyon, Circle of Blood çok iyi bir aksiyon hikayesi. Ama tek iyi yanı bu desem yazara haksızlık etmiş olurdum. Bir kere hikayenin ilerleyiş hızı çok iyi, ne çok yavaş, ne de çok hızlı. Ne zaman yavaşlaması ne zaman hızlanması gerektiğini biliyor. Punisher'ın karakterizasyonu konusunda da önemli bir iş. Evet, kendisi bir katil ama sınırları olduğunun farkında yazar amcamız. Ki hikayede her şeye karşın bir şiddet karşıtlığı da var. Circle of Blood ismi biraz da buradan geliyor bence. Şiddetin şiddeti açması, olanın birçok açıdan masum insanların başına gelmesi. Bu özellikle son sayıda, Punisher'ın yaptığı bir konuşma ile daha da belli oluyor: "O tetiği çek, ve babanın intikamı alınmış olacak... Ve de savaş devam edecek. Beni öldüreceksin - eğer yapabilirsen - veya ben seni öldüreceğim. Ve sonra da kardeşin veya bir başkası intikam için peşime düşecek." Tabii bu sözler hikayeye havalı bir kapanış vermek için biraz boşa harcanıyor son sayfada, ama olsundu. Punisher Circle of Blood genel olarak iyi bir aksiyon hikayesi. Punisher seviyorsanız okumanızı öneririm, daha önce hiç Punisher okumadıysanız da çok iyi bir başlangıç hikayesi olduğunu düşünüyorum. Tabii bu cildin içeriği burada bitmiyor, Circle of Blood'un tutması ile bir yıl sonra Marvel Punisher'a kendi çizgi roman serisini veriyor ve bu cildin içinde ilk 10 sayısı da var. Açıkçası bu hikayeler biraz ortaya karışık. Circle of Blood kadar iyi bir ilerleyiş hızı yakalayamıyor olmaları bir yana, çoğu hikaye oku-at aksiyon hikayeleri, akılda kalıcı çok bir şey yok. Çizerlerimiz yine taş gibi, ilk sayılarda Daredevil çizeri Klaus Janson çizimleri yaparken (ki bazen çok komik yüz ifadeleri çiziyor kendisi) sonra Whilce Portacio işin içine giriyor. Hikayeler genel olarak eğlencelik, çok bir olayları yok dediğim gibi. Kimisini okurken sıkıldım, kimisini okurken daha keyif aldım. Bu on sayı arasından daha beğendiğim hikayeler Punisher'ın yahudi karşıtı bir banka soyguncusu ile savaştığı "The Devil Came From Kansas", Punisher'ın tarikatçıların işini bitirdiği "The Rev" ve "Ministry of Death" hikayesi, Punisher'ın zengin züppeler ile kapıştığı "Ghost of Wall Street" ve "Insider Trading", ve bu sayılar arasından favorim olan "The Creep". Bu hikayede Punisher, Daredevil ile karşılaşır ve biz olayları iki taraftan da okuruz. Punisher sayısında Punisher'ın gözünden, Daredevil sayısında ise Daredevil'ın gözünden. Punisher sayısı iyi olsa da dövüşün biraz kısa kaldığını (ve Daredevil'ın tekme atarken çok komik durduğunu) itiraf etmem gerek. Daredevil sayısı aksiyon konusunda ve hatta Punisher / Daredevil yüzleşmesi işlenişi konusunda daha iyi bir hikayeydi (ki bu Daredevil sayısının yazarı Ann Nocenti). Bu cildin içinde de son olarak Marvel'ın Graphic Novel dizisinden 60 sayfalık bir hikaye var: "Assassin's Guild." Hikaye tahmin edilebilir, Punisher ve bir suikastçi birliği vardır, aynı hedefin peşindedirler, iş birliği yaparlar. Hikaye her konuda oldukça basit, ama okuduğum tüm Marvel Graphic Novel'lar arasından en akıcı olanı (Death of Captain Marvel'dan sonra). Çizimler en başta çirkin geldi gözüme, ama bir yerden sonra alıştım ve güzel gelmeye başladılar, ama yine de bazı surat ifadelerinin komik durduğunu itiraf etmem gerek. Hikaye de bir aksiyon hikayesi için iyi olsa da, eğlenceli, bazı ufak tefek sıkıntılarım var. İlki Punisher'ın Reiko isimli Japon kız ile vakit geçirmekten haz aldığını itiraf etmesi, Punisher gibi savaşa kafayı takmış bir adamın görev için vakit geçirdiği bir kadınla vakit geçirmeyi sevdiğini hatta onu tatlı bulduğunu söylemesinde beni irite eden bir şey var. Ayrıca hikayenin sonlarına doğru karşısına çıkan polislerin öldürülmeyi yak edip etmediğini karar veriş şekli bana biraz, nasıl desem, asılsız geliyor biraz? Circle of Blood hikayesinde polislere saygı duyan Punisher burada biraz fazla acele karar veriyor sanki. Haklı çıkıyor, orası ayrı, ama bilemedim. Yine de bu hikayenin finalini tatmin edici bulduğumu itiraf etmem gerek. Hem esas kötünün yenilişi, hem de suikastçi grubu ile Punisher arasındaki olayların çözülüşü bence gayet iyi işlenmiş Bitirmek için, Punisher: Circle of Blood cildi daha önce Punisher okumamış benim gibileri için güzel bir giriş kitabı. Circle of Blood muazzam bir hikaye, asıl seri ise eğlencelik aksiyon hikayeleri sunmakta fena değil, Assassin's Guild ise okurken keyifli saatler geçirtebilecek bir aksiyon hikayesi. Bir de belirtmek lazım, Daredevil'ı saymazsak bu sayılar içinde hiçbir süper kahraman yok, Punisher gerçekten bayağı solo gidiyor görevlere. Saygı duyduğum bir karar.
Çizgi Roman
Circle of BloodJo Duffy · Marvel · 20181 okunma
·
188 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.