ÇIPLAK DENİZ ÇIPLAK ADA
(Bir Ada Hikayesi 4)
YAŞAR KEMAL
Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi dörtlemesinin son kitabı olan “Çıplak Deniz Çıplak Ada” devam romanında, geçmişin yaraları kapanmaya yüz tutmuş ama izleri kalmıştır.
Romanın isminin seçimi de özel bir önem arzediyor. Çıplaklık doğallığın ismidir. Doğa ilk günkü gibidir. Yani çıplaktır. Doğanın mükemmel yapısı insan eli değmemişliğindedir. Doğa, görkemliliğini müdahale olmadığında gösterir. Müdahale edilmemiş doğa daha çok gelişir, gelişir ve kavileşir, derinleşir, devinim kazanır.
Yaşar Kemal insanı da doğanın bir parçası olarak görür ve egemenlerin müdahalesi olmadığında tüm insanların farklılıklarını bir tarafa bırakarak uzlaşabildiklerini gösterir. Kürtçeyi bilmeyen adadaki Türkmen, Arap, Rum, Tatar, Çerkez yerleşimcilerin, dengbej Uso’nun çaldığı kaval ile anlattığı Avdale Zeynıke, Fekiye Teyran, Siyabend u Xece gibi trajik hikayelerdeki hüznü çok iyi anladıklarını gördüğümüz bu romanda yazar çıplak bir yargıda bulunuyor: İnsanların bu hikayelerdeki hüznü anlaması için Kürtçe bilmesine gerek yoktur.
Burada müziğin fonksiyonuna da işaret ediliyor. Sanatların etkisine. İnsanlar sadece lisan ile iletişim kurmamışlardır. Müzik de, resim de,
diğer sanatlar da birer iletişim kanalı olarak kullanılmışlardır ve bunların üstün yönleri de tüm insanlar tarafından anlaşılıyor olmasıdır.
Adada yeni bir toplum şekillenmeye başlamıştır artık. Toplumun çekirdeği olan aile kurumu da teşekkül edecek ve yeni bir nesil doğarak adayı ilk yurtları olarak tanıyacaktır. Yani, yabancılaşmadan bir hayatın kurgulanması mümkün olacaktır.
Adada, Ağaefendi’yle Melek Hatun, Poyraz’la Zehra, Ali Hüseyin’le Nesibe evlenirler.
Lena Ana’nın hasretle yollarını beklediği kayıp oğulları da geri dönerler.
Ada mutluluğun remine dönüşür.
Okunması gereken bir eser.