İpek Ongun öyle bir yazar ki benim için, bütün genç kızların içini ısıtacak sözcükler hazinesi saklı onda.
Bu seriyi, ergenliğimin ilk yıllarında okumuştum. Şu an yine okuyorum.
Anlatım dili o kadar hafif ve kendine o kadar bağlıyor ki kitap bittikten sonra üzülecek, 12 serilik bir kitap olduğunu öğrendikten sonra ise mutluluktan havalara uçacaksınız. Kitap okumayı pek sevmem diyen insanı bile okumaya itiyor diyebilirim
ki zaten okuma alışkanlığı kazanan bir sürü insan var bu kitapla birlikte. 13 yaşında, ergenliğin henüz başlarında olan Serra karakteri ile birlikte, adeta kendinizi onun yerine koyarak okuyorsunuz. Anne ve babasının anlaşmazlığı arasında sıkışıp kalmış genç bir kızla tanışıyoruz ilk başta.
Tek dayanağı günlüğü ve en sevdiği programın sunucusunun rüyalarında sorunlarına çözüm bulup ona yol göstermesidir. Ankara'da geçirdiği bu stresli hayatında karşısına harika bir fırsat geçiyor Serra'nın. Teyzesi ve kuzeninin yazlık evine, Çeşme'ye gitmesiyle bir nevi kendini keşfetmeye başlıyor. Genç kızlığın zorluklarını çok güzel ve doğal bir dille anlatan yazarımız, Serra'nın çeşmedeki arkadaşlık kurma deneyimleri, aşk duygusuyla tanışmasını bize derinlemesine güzel bir şekilde hissettiriyor.
Ailevi sorunların da sayfalarının arasına sıkıştırılan bu kitap bütün genç kızların hayatında bir kere okuması gereken bir kitap.
Öyle süslü püslü bir pembe hayatı göstererek kandırmıyor sizi. Mutluluk kadar hüznün de yaşandığını, insanı insan yapanın bütün bu duygular olduğunu bilmeliyiz.
Kitaplar sadece bilgi vermek içindir söylemine asla katılmamakla beraber insana duyguları öğreten, hatta yaşatan kitapların da okunması gerektiği, bir nevi hayatı yaşamamızda bize güzelce yol gösterebileceği yönündeyim. Güzel hissedebilmek de gerek ki bilgi edinmeye en güzel şekilde hazır olalım, değil mi?
Serinin devamı Serra'nın gençliğinden yetişkinliğe uzanan hayatında yaşadığı bütün deneyimleri ele alıyor.
Okuyacak olan herkese keyifli okumalar diliyorum.