Bekir Yıldız’ın Darbe adlı romanı, 12 Eylül 1980 askerî darbesinin bireyler üzerindeki yıkıcı etkilerini, sıradan insanların yaşamındaki dönüşümleri ve bu travmatik sürecin toplumsal bellekteki izlerini çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor.
- Felç olup, siyasi görüşü ile hiç bağdaşmasa da bir kapitalizm ürünü olan finansçı- muhtemelen banker- bir kuruluşta çalışan eşinin bakımına muhtaç hale getirilen bir yazarın,
- darbe öncesi sağlam duruşlu olmasına rağmen darbe sonrası gördüğü işkencelere yenik düşüp inandığı değerlerden vazgeçen ve itirafçı olarak yol arkadaşlarını ele veren bir itirafçının
- ve bu itirafçıyı hep inandığı değerlere sonuna kadar bağlı olduğu inancı ile ulvileştiren ve kendisine öldüğü söylendiği için öldüğünü zannedip kocasını ulvi bir makama koyan ancak itirafçı olduğunu öğrendikten sonra dünyası başına yıkılan eşinin,
- inandığı değerlere her türlü işkenceye karşı sahip çıkan, gözleri kapatılarak yapılan kelimelerin kifayetsiz kaldığı işkencelere rağmen arkadaşlarının ismini vermeyen gerçek bir dava adamının hikayesini okuyoruz.
Roman yalnızca siyasi bir dönemin panoramasını çizmekle kalmıyor, aynı zamanda darbenin “sıradan vatandaşlar” üzerindeki etkisini de derinlemesine işliyor.
Roman ödül almış bir eser. Bu ödülü almasında sade ama etkili dili, karakterlerin iç dünyasını en ince ayrıntısına kadar anlatması ve okuyucuya bu duyguları geçirmesi de katkı sağlamış olmalı.
Roman, darbenin yalnızca siyasi bir olay olmadığını, aynı zamanda ahlaki ve insani bir yıkım getirdiğini hissettiriyor.
Özellikle özgürlük, adalet ve insan onuru gibi kavramların sorgulandığı bölümler, okuyucunun vicdanını da harekete geçiriyor.
Darbe, geçmişe ışık tutarken günümüzdeki otoriter eğilimleri de sorgulama fırsatı sunuyor. Bu yönüyle yalnızca tarihsel bir anlatı değil, aynı zamanda evrensel ve zamansız bir ikaz. Bekir Yıldız’ın anlatımıyla, darbe yalnızca bir siyasi kavram değil; bir insanlık dramı olduğu ortaya konuluyor.
Roman türü; edebiyatın bir “kurgu” türü olsa da Darbe romanı özelinde “kurgu”yu aşıp gerçekliği ifade eden bir tarih kitabıydı kanaatimce.
Romanda iki tespit var ki; idrak edilmesi, yorumlanması zor olan ve ne yazık ki güncelliğini halen koruyor:
1- Nazilerin Yahudilere yapmış oldukları işkence ve eziyetleri şimdi Yahudiler’in Filistinli’lere uyguluyor olmaları gerçeği,
2- Batıdaki işçi sınıfının ve insan hakları savunucularının az gelişmiş toplumlardaki işçi sınıfının mağduriyetine ve insan hakları ihlallerine ses çıkarmamalarının hatta bu durumu körükleme ve darbe zemini oluşturmalarının altında yatan sebebin onların rahat yaşamlarını devam ettirme derdi olduğu, yani sömürü düzenine kendi çıkarları için ses etmeyip aksine destekledikleri gerçeği.
Son bir not daha: bir hukukçu olarak 2-3 sahife boyunca bir ceza davasında yapılan savunma kısımlarını da çok beğendim. Yazar bir hukukçu gibi emsal içtihatlardan da bahsederek savunma metni yazmış. Hayran kaldım.