Bildiğiniz üzere milletlerin en eski kültür hazinelerinden biri destanlardır. Türk tarihi de şükür ki; bu türün bolluğuyla dikkat çekiyor. Oğuz Kağan Destanı da en önemli anlatılarımızın başını çekiyor. Çocukluk çağındayken masal olarak algılanarak okunacak bu destanı, biraz büyüdüğümüzde tarihi bir metin olarak algılamaya başlayacağız. Fakat yaşın ve yaşamın getirdiği olgunluğa eğer birazcık kültür ve mantık ekleyebilirsek destanların ne tarihi bir belge, ne de masal olmadığını görürüz. Destanlar, ait oldukları topluluğun yaşayış, inanç ve mitlerinin derlenerek o milletin özünü ortaya koyan yüzlerce yıllık bir birikimin verimleridir. Oğuz Kağan Destanı da bünyesinde barındırdığı birçok gerçeküstü durumun yanı sıra bize bu yüzlerce, hatta belki de binlerce yıllık özü sunduğu için kıymet biçilemez bir birikimdir.
Tarihinde 16 büyük devlet kurmuş Türk milletinin bu şanlı destanını okurken aklıma Cemil Meriç'in mısraları geldi:
"Kıtaları ipek kumaş gibi keser biçerdik.
Kelleler damlardı kılıcımızdan.
Bir biz vardık cihanda, bir de küffar…"
Ne alakası var diyenler için destanımızın bana bu çağrışımı yaptıran kısmını da yazayım:
"Ben sizlere oldum kağan
Alalım yay ile kalkan
Nişan olsun bize buyan
Bozkurt olsun bize uran
Av yerinde yürüsün kulan
Daha deniz, daha müren
Güneş, bayrak, gök, kurıkan"
Kendilerine güneşi bayrak, göğü de çadır yapmak isteyen bir milletin destanı Oğuz Kağan! Her cümlesi özgür ve avcı ruhlu bozkır insanının türküsü gibi adeta. İlkokul sıralarındayken eminim ki herkes okumuştur ama sanırım olgunluk devrinde tekrar okuyarak yeni çıkarımlar yapmak ve mitlerimizi tekrar anımsayarak büyülü mazimiz üzerine derin düşüncelere dalmak keyifli olur kanaatimce.
Kitapla ve sağlıcakla kalın...
A.Kadir UYSAL - 21.05.2025