Kitap arkası yazısında "Denilebilir ki Türkçe bu metinle başlar..." diyen bir cümle geçiyor. Lise bilgilerimizden aklımızda kalan da bu bilgidir sanırım. Türkçe'nin ilk yazılı metinleri... Sadece bu bilgi bile bozkırın ortasına dikilmiş olan kitabelerimizin önemini belirtir, fakat yeterli gelir mi? Sanmıyorum!
Bilge Kağan'ın nutku, bozkır rüzgarlarının sesine karışarak günümüze kadar gelir ve der ki: "Türk beyleri, milleti bunu işitin! Türk milletinin bir araya gelip devlet kuracağını burada yazdım. Yanılıp öleceğini de burada yazdım. Her ne sözüm varsa ebedi taşa yazdım. Ona bakarak idrak edin."
Kitabelerimizi irdeleyerek, idrak etmeye çalışarak okuduğumuzda; taşlara kazınmış bu cümlelerin tarihimizin ilk siyasetnamesi olarak değerlendirilebileceğini açıkça görürüz. Bilge Kağan milletimizin kendinden önceki tarihi ile başlar nutkuna ve sonra kendi dönemine gelir, yapılan doğruları ve yanlışları sıralar. Ardından da geleceğe gönderir öğütlerini. Onun öğütleri; mazinin tekrarlanmaması tarihin tekerrür etmemesi içindir. Birçok yerde "Türk milleti işitin! Yanılacak mısınız? Ölecek misiniz?" diye sorar. "Üstte gök basmadıkça, altta yer delinmedikçe, Türk milleti, devletini, yasalarını kim bozabilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol!" diye öğütler. Evet, biliyorsunuz ki; kurduğumuz devletleri düşmanlarımızdan ziyade özümüzden uzaklaşmak suretiyle hep biz kendimiz yıktık. Bilge Kağan da bunu söyler ve söylerken de Türk'ün tabiatını, unutkanlığını, belki de artık DNA'sına işlenmiş olan hatalarını sayar durur... Aynı hataları yapmamamız için nasihatlerde bulunur. Bu yönüyle; Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin köklerini de bünyesinde barındırır kanaatimce. İkisi de yapacağımız hataları, karşımıza çıkacak engelleri ve aklımızı çelecek tuzakları sayarak