·928 syf.····Okunma: 07 Temmuz 2025 23:36 Eğer hâlâ bu kitapla ilgili spoiler yememiş şanslı bireylerdenseniz bu incelemeyi okumamanızı öneriyorum.
BOYDAN BOYA SPOİLER VAR !!!!!!!!
Bu inceleme ne derecede objektif olabilir bilemiyorum. Beyaz Leke'nin bendeki çok ayrı. Ocak ayında ilk kitabını okumaya başlamadan önceki gün babam eve solmuş ölmek üzere olan bir saksı bitkisi getirmiş; belki yaşatabiliriz, yeşertebiliriz demişti. Sonraki akşam kitabı okumaya başladım ve başında Tugay Eftalya'ya bir dalı solmuş bir orkide göndererek diğer dalını canlandırmasını istemişti. O orkide seri boyunca özgürlüğün simgesi oldu. Bu yaşadığım deja vu seri ile olan bağımı garip bir biçimde arttırdı diyebilirim.
Eksikleri illaki var. Birinci kitaptakileri kafamda daha net değerlendirebiliyordum ama bu kitabı yeni bitirdiğimden midir yoksa son 70 sayfanın bende bıraktığı etkiden midir bilinmez aklımda sadece "Giray'a nolacak?" "Nida büyüyünce nasıl olacak?" gibi düşünceler var. İkinci kitap çıkınca o kadar çok spoiler yemiştim ki okurken keyif almam gibi düşünmüştüm.
Sadece sonu değil; hainin Ufuk olması, Defne ile kardeş olmaları, Sinan'ın üstünde dinleyici olduğu, Lena'nın hikayedeki rolü vs. birçok şeyi biliyordum. Ama yine de o kadar çok ağladım ve o kadar çok hissettim ki kitabı okurken.
Karakter gelişimi açısından beni tatmin ettiğini söyleyebilirim. Eftalya'nın Hakim Ali'yi öldürürken eli titreyen kadından gözünü bile kırpmadan onlarca insanı vurduğu evreye gelmesi, acılarının ve yaşadıklarının onu güçlendirdiğini gösterdi bize. Sonlara doğru da yaşadıkları yenilgi olsun Defne'nin ihanetini onun ağzından dinlerken olsun zaaflarımızın bizi güçsüzlendirdiğini anlattı yazarımız. Eftalya önce babasını sonra annesini en son ise kardeşi Meryem'i kaybetti. Birçok zaafı olan karakterdi ama zaafları azaldıkça güçlendiğini düşünüyorum.
Tugay'ın ise 2 Ağustos 2017 tarihindeki flashback sahnesindeki Tugay Demir'den bizim tanıdığımız Tugay Demir Çeviker'e dönüşmesi bunu gösteriyordu. Yaşamak için bir amacı oldu ve amaçları onu güçlendirdi.
Flashback demişken kitapta ki flashback sahnelerin fazlalığı beni bir noktada rahatsız etti. Bir bölüm okuyoruz büyük bir uçurumla bitiyor bölüm yeni bölüme geçiyoruz 5-6 sayfalık bir flashback... Şimdi karakterlerin geçmişleri ile ilgili bilgilerimizin artması güzel hissettiriyor ama bi noktada dikkat dağıtıcı gelmeye de başladı.
Ayrıca Marco, Gamze, Sinan gibi karakterlerin geçmişini öğrenmemiz güzel oldu. Bence karakterlerin travmalarını, çocukluklarını okumak onlarla aramızdaki bağı kuvvetlendiriyor; onları daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bu üçlünün adı geçmişken bir de aralarında ki aşk üçgeninden bahsedelim ki buna aşk üçgeni denebilir mi bilemiyorum. Marco ile Gamze'yi başından beri shipleyen birisi olarak Gamze ve Sinan'ın birlikte olmasına sevindim. Çünkü Sinan'a ümit verdikten sonra Marco sana aşığım diyince Marco'ya dönen bir Gamze okumak istemezdim. Marco'ya üzüldüm mü evet korkuları ve geçmişi yüzünden sevdiği kadını kaybetti ama bazen yaptıklarımızın bedelini ödememiz gerekir Marco'nun bunu fazlasıyla ödediğini düşünüyorum.
Defne... Şimdi Defne ile ilgili ne demeliyim ne söylemeliyim ne düşünmeliyim bilemiyorum. Birinci kitapta da Defne'ye asla ısınamamıştım ben açıkçası. Sürekli bi sinsilik hissetmiştim onunla ilgili. O da zaaflarının kurbanı oldu. Bu mücadeleye girmesinin tek sebebi kardeşiyken yine kardeşi için caymasını ne kadar suçlayabiliriz? En başından beri Defne'nin asıl amacı özgürlük veya Krallık'ı devirmek değilmiş olsa bile bu kardeşinin intikamını almak içinmiş.
Ufuk.......... Ben ilk kitabı okuduğumda Ufuk'a aşık olmuştum. Yani sebepsiz bir şekilde sorsanız hiçbir sebep sunamam ama acayip seviyodum. Hatta bu kitapta bir kahvaltı sahnesi var Ufuk o sahnede "muz tabağını benden uzak tutabilir miyiz? katlanamıyorum, alerjim var" tarzı bir şeyler diyor. Alerjim yok ama hayatımda beni kesseler yiyemeyeceğim tek meyve muz. Kokusuna, varlığına bile katlanamam. O masada olsam muz tabağından uzakta bir köşede Ufuk ile birlikte oturacakmışız demekki diye düşündüm. Yazıklar olsun diyorum başka bir şey diyemiyorum. Ben bu ihaneti haketmedim Ufuk. Tugay ve BL hiç haketmedi ama ben de haketmedim.
Tugay'ın Nida ile olan her sahnesinde paramparça oldum sonda CD'leri izlerken ayrı ağladım.
Sonunu ben beğendim yani zaten biliyordum hatta dayanamayıp okumuştum aylar önce kitap ilk çıktığında. Yine de beğendim çok ağladım ama güzeldi. Kitaba yakışan bir sondu bence. Tabii bunlar benim kitabın sonunu öğrendikten aylar sonra kitabı bir bütün hâlinde okuduktan sonraki fikirlerim. Şubat ayında bu sonu öğrenen Buğlem kızgındı elbette. Ama o zamanda bu sonun kitaba yakıştığını düşünmüştüm. Her hayat evli, mutlu, çocuklu bitemiyor maalesef. Bazı mücadeleler cesur insanların fedakârlıklarıyla kazanılıyor. Mutlu da bitebilirdi o da çok yakışırdı kitaba ama böylesini de sevdim. Özellikle son sahnelerin yazılış biçimini çok sevdim. Ayrıca Tugay'ın ölüm tarihi 26 Ocak benim Beyaz Leke biri bitirdiğim tarihti. Hatta o dönem Bolu'daki otel yangını felâketi yaşanmasa ikinci kitabında o gün çıkacağını hatırlıyorum. Gelin de unutun şu tarihi şimdi hep aklımda olacak.
Detay olarak sayılabilir mi bilmiyorum ama birinci kitabın başında Eftalya'nın Hâkim Ali'yi öldürdüğü sahnede Eftalya ödül alacağı dakika için geri sayım tutuyordu. Bir paragraf okuyorduk ve sonrasında ..... dk .... saniye sonrasında yine şöyle şöyle şöyle oldu diye okuyorduk ..... dk .... saniye şeklinde bir geri sayım vardı. İkinci kitabın sonunda ise Tugay'ın intihar etmeden önce 5 dakikalık geri sayım açması ve hikayenin başladığı tarzda da bitmesi ayrıca duygulandırdı.
Bitirdiğim an devamı nerede diye bağırmak istedim. Karakterlerin Eftalya ve Tugay'ın ölümü sonrası ne yaptığını okumak ister miydim? İsterdim. Özellikle Nida'nın geleceğini çok merak ediyorum. Çünkü en üzüldüğüm karakterlerden bir tanesiydi Nida. Ayrıca Giray'a da çok üzüldüm. Neşeli hayatından kopup silahların ve bombaların arasına hapsolmuş bir ömrü var. Umarım çok çok çok mutlu bir yaşam sürer...
Kalbimde bu serinin yeri hep çok ayrı olacak. Hikaye bitti ama ben kalbimde bitirebildim mi bilmiyorum. Sonsuza dek benimle olacaklar. Bazı hikâyeler hiç kapanmazlar çünkü; sadece bir köşeye siner, kalbimizin derinliklerinde yaşarlar.
Özgürlüğümüze değil, özgürlüğünüze değil,
Daima özgür kalmamız ve özgür hissetmemize!