Puan vermedi·368 syf.··
2025 34. kitabı
Martin Beck serisiyle yolum uzun zaman önce kesişmişti. Aradan geçen zaman, bazı detayları ve karakterleri hafızamın derinliklerine gömmüş olsa da, Gülen Polis ile yeniden buluştuğumda bu unutkanlığın aslında tatlı bir sürprize dönüştüğünü fark ettim. Kitabın başındaki, yazarların seriyi neden ve nasıl kaleme aldıklarına dair o kısa ama etkileyici bölüm, Sjöwall & Wahlöö ikilisinin sıra dışı ilişkisini ve edebiyata yaklaşımlarını bir kez daha hatırlattı. Zaten seriye ilk başladığımda yazarların yazma sürecini merak edip, hayatlarını araştırmıştım. Dürüst olmam gerekirse, serinin ilk üç kitabında biraz zorlandım. Bu kendine has İskandinav polisiyesi, başlangıçta bana biraz ağır gelmişti. Gülen Polis’e başlarken de korkuyordum. Ama yanılmışım! Sayfalar adeta su gibi aktı, beklentimin çok üzerinde bir okuma süreci yaşadım. Diğer kitaplara dair net anılarım kalmamış olabilir, ama Gülen Polis tartışmasız favorim oldu. Kitabın içinde öyle bir sahne vardı ki, kahkahalarıma engel olamadım. Ağır yaralı, bilinci kapalı, hatta ölümle burun buruna bir tanık, hastane yatağında gözlerini yeni aralamışken polisin hemen "Hadi bakalım, anlat ne oldu?" diye sorguya başlaması... O anın absürtlüğü öylesine komikti ki, yüzümde aptal bir sırıtışla okumaya devam ettim. Ama adamlar ne yapsın şimdiki gibi teknoloji gelişmiş değil ki sadece görgü tanıkları, zekaları ve olay yeri inceleme ile ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Spoiler vermeden anlatmam zor ama, kitabın sonundaki çözüm ve çözüme ulaşma sürecinde yaşananlar beni hem şaşırttı hem de gülümsetti. Başta sıradan gibi görünen otobüs katliamı, yıllar öncesine uzanan bir cinayete bağlanırken, bana da keyifli bir süreç yaşattı.
Gülen PolisMaj Sjöwall · Ayrıksı Kitap · 2020111 okunma
·
102 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.