Gregory David RobertsShantaram
Hayattaki her şeyden bahseden bir kitap gerçek olabilir mi? Cevabımız: Evet! Shantaram gerçekten de her şeyi içeriyor. Aşk, savaş, mafya, kaçış, salgın hastalık, dostluk… Aklınıza ne gelirse… Tüm bu alakasız olaylar nasıl bir araya gelebilir demeyin. Okuyunca hayran kalacaksınız.
Tüm olaylar Lin’in kaldığı hapishaneden kaçarak Hindistan’a gitmesiyle başlıyor. Oraya adımını atmasıyla da aşk ve dostluk onu karşılıyor. Prabu ve Abdullah ona dostluğu, aileyi öğretiyor. Karla ise gerçek aşkı ve tutkuyu… Prabu demişken, kendisi kitaptaki favori karakterim olur. Gerçekten mükemmel bir karakter. Keşke hepinizi onunla tanıştırabilsem!
Lin her ne kadar dikkat çekmemeye çalışsa da hayat, onu yine aynı illegal döngüye sokuyor. Bir anda kendini Hindistan’ın en nüfuzlu suç imparatorluğunun merkezinde buluyor. Babası gibi benimsediği Kadir Bhai sayesinde de hatırı sayılır bir çevre ediniyor o âlemde. Yani kitap sizi Hindistan’ın gecekondularından çalkantılı yer altı dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor diyebiliriz.
Tanıştığı tüm insanlar Lin’de bir iz bırakıyor, onu dönüştürüyor. Öncesinde sadece günü kurtarmaya, hayatta kalmaya odaklı yaşayan Lin; burada doğru sandıklarını sorguluyor, yanılgılarının farkına varıyor. Tabii, onunla birlikte siz de bu konular üzerine düşünüyorsunuz. Lin’in kişilik gelişimi kitapta en sevdiğim noktalardan biriydi cidden.
Kitap oldukça kalabalık bir şahıs kadrosuna sahip. Ancak okuduğum diğer “kalabalık kitaplar”ın aksine kişileri oturmakta zorlanmadım. Herkesi kolayca kafamda oturtabildim. Ayrıca kitaptaki her karakter olmazsa olmazdı. Olayların gidişatına küçük ya da büyük mutlaka etkileri vardı. Hem bu kadar kalabalık bir şahıs kadrosu kurup hem de her karakteri olaylarla bağdaştırabilmek, derinleştirebilmek hiç kolay bir iş olmasa gerek. Yazarı tebrik etmek lazım.
Yazarın dili inanılmaz akıcıydı. Olayları kahramanımız Lin’in ağzından dinlemek de çok keyifliydi. Kitap hem kurgusu hem anlatımıyla olayları size yaşatıyor. Öyle ki Lin ile birlikte siz de Hindistan’ın o baharat kokusunu içinize çekiyorsunuz. Durum bu olunca kitabın kalınlığı sizi korkutmamaya başlıyor. Aksine bir süre sonra daha kalın olsa keşke de hiç bitmese diyorsunuz. Hemen her karakterle bağ kuruyorsunuz, Hindistan’da adım adım dolaşıyorsunuz. Lin ile birlikte ağlıyor, Lin ile birlikte kahkahalara boğuluyorsunuz. Hatta bazen ölüm tehlikesi atlatıyorsunuz. Kitabın temposu bir an bile düşmüyor. Her an sizi şaşırtmayı başarıyor.
Hindistan gibi derin kültüre sahip bir ülke ile tüm bu olaylar daha da ilginç ve sürükleyici hale geliyor. O mistik hava en illegal olaylara bile bir çekicilik yüklüyor.
Ayrıca Lin’in başından geçen olayların benzerlerinin yazarın da başından geçtiğini belirtmekte fayda var. Yani tamamı kurgu bir eser değil. Yarı otobiyografik bir özellik taşıyor. Ve bu, işleri daha da ilgi çekici yapıyor.
Ben genel anlamda bu kitaba bayıldım diyebilirim. Tekrar tekrar okumak istediğim, ailemi özler gibi karakterlerini özlediğim bir kitaptı. Yer yer hüngür hüngür ağlatan, yer yer de gülmekten karnıma ağrılar sokan bir kitap bu. Gülmekten bahsedince aklıma kitabın en ikonik karakterleri olan ayı oynatıcıları geldi. Öyle komik sahneleri var ki!
Peki, bayılmama rağmen neden 10 değil de 9 verdim? Çünkü kitaptaki bazı ölümler beni çok üzdü. O rahmetlilere olan sevgim yüzünden bir puan kırdım. Neyse, gerisi spoiler olur. Susalım.
Üzerine konuşmaktan sıkılmayacağınız bir kitap okumak istiyorsanız Shantaram doğru adres derim. Kalınlığına aldanmayın ve mutlaka bir şans verin. Lin ile tanışıp Hindistan’ın büyülü dünyasına adımınızı attıktan sonra elinizden bırakamayacaksınız. Bir solukta okuyup tüm çevrenize de okumaları için baskı yapacaksınız. Deneyimlerime güvenin!
Son olarak Shantaram’ın tek bir kitap olmadığını belirtmek isterim. Yazarın “Dağ Gölgesi” kitabı Shantaram’ın devamı niteliğinde. Onu da okumuş biri olarak şiddetle tavsiye ederim. O da başka bir incelemenin konusu olsun. Hoşça kalın!
Sizler Shantaram hakkında ne düşünüyorsunuz?