Uyum sağlamak üzerine yazdığım ufak bir deneme...
Bir yere uyum sağlaman, oraya ait olduğun anlamına gelmez. Çünkü uyum, bazen kendinden ödün vermenin, bazen de kendini inkâr etmenin incelikli bir biçimidir. İnsan, bir su gibi girdiği kabın şeklini alabilir; fakat suyun doğası, içine hapsedildiği şekille değil, akıp gittiği yollarla belirlenir. Ait olmak, kök salmaktır; bir toprağın seni içine alması, senin de o toprağı kendi benliğinle kabul etmen, ona ruhunu katmandır. Oysa uyum sağlamak, bazen toprağın üzerinde gezinen bir gölgeden farksızdır. Gölgeler değişir, uzar, kısalır; ama asla bir yere kök salmaz. Uyum, bazen yalnızlığın üstüne çekilmiş ince bir perde gibidir. İnsan, ait hissedemediği bir yerde tutunabilmek için kendini yeniden şekillendirir, içindeki sesleri kısmayı, kendi rengini soldurmayı öğrenir. Ama bir gün, bir aynaya bakar ve orada tanıyamadığı bir siluet görür. İşte o an, uyum sağlamanın bir varoluş değil, bir kayboluş olduğu anlaşılır. Belki de asıl mesele; uyum sağlamak bu değil, var olduğun yerde kendin kalabilmektir. Çünkü insan, olduğu gibi kabul edilmediği bir yerde, yalnızca bir misafirdir—isterse yıllar geçsin, o evin duvarları arasında hep yabancı bir nefes olarak kalacaktır.
Duygu ve Düşünce
·
106 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.