Modern düşünce biçimini antik Yunan düşünsel kazı alanından çıkarıp ona yeni bir üslup ile görünür kılmada ilk adımı atan Descartes, Locke, Hume gibi filozoflar olmakla birlikte onu asıl temellendirenin büyük filozof Alman İmmanuel Kant olduğu kabul edilir.
Kant gibi bir dehanın, tıpkı Kopernik gibi kendisinden önceki tüm fizik bilimiyle ilgili kabulleri eleştirerek ve bilimsel çalışmalarıyla geçersizliğini göstererek dünya merkezli anlayıştan güneş merkezli evren anlayışına geçmesi gibi düşüncenin, insan merkezli düşüncenin temellendirmesini yaparak Tanrı merkezli insan anlayışından İnsan merkezli insan anlayışına geçişini anlamadan modern ve post modern zamanları anlamak kolay değil.
Kant kendisinden önceki tüm Metafizik ve Teoloji önermeleri eleştiriye tabi tutarak insan duyusundan geçmeden üretilmiş bir bilginin mümkün olamayacağını göstermeye çalışmıştır.
İnsana dair ve insanın bildiği, insanın dillendirdiği tüm bilgilerin kaynağı nihayetinde insan olduğunun kanaatine varan Kant ortaya koyduğu yargı şemalarıyla metafizik ve teolojik önermelerin ayakları yere basmayan ve karşılığı olmayan önermelerden ibaret olduğunu göstererek tüm bu önermelerin keşif olmaktan ziyade birer icat olduklarını ortaya koymuş ve etkisi ve gelişim çizgisi günümüze kadar devam eden bilimsel bilgi anlayışına Nietzsche’nin de dediği gibi İnsanca, Pek İnsanca bir kimlik kazandırmıştır.
İşte böyle bir dehanın eğitim ile ilgili, çocukların eğitimi ile ilgili söyleyecekleri bu noktada büyük önem arzediyor.
Zira Russell’in de dile getirdiği ve Russell’in düşüncesinde etkisi olan Ebedi Barış ve Küresel Tek Devlet fikrinin mimarı Kant’ın kurulması muhtemel bu ütopyasında eğitimin nasıl olması gerektiği sorusunun içeriğini dolduran zengin içerikli bir kitap.
Özellikle işi insanı eğitmek olan her ferdin okumasında büyük faydalar olacağını düşündüğüm bir kitap.
Neden mi?
Çünkü insanları çok hızlı bir şekilde eğitim ile zihnen ilerletip daha güzel bir dünya kurmak ne kadar mümkün ve ihtimal dahilindeyse aynı şekilde eğitim ile insanları aleyhlerinde olacak şekilde eğitip hızlı bir şekilde geriye hem de çok çok geriye götürmek de mümkündür.
Günümüzün bir çok lüks eğitim binalarında bir araya gelip bir şey üretmeden sadece eskilerin dediklerini gevij getirerek tekrarlamaktan başka bir emeli, say ve gayreti olmayan insanların yaptığı gibi.
Evet, aslında eğitim eldeki bir bıçak gibidir. Onu kullanma niyetimiz onun niteliğini belirleyen şeydir.
Kant’ın Eğitim Üzerine yazdıklarını bir kaç alıntıyla tamamlayalım:
“Özgürlük sevgisi doğal olarak insanda o kadar güçlüdür ki, insan bir kere özgürlüğe alıştığında, artık her şeyi onun uğruna feda edecektir. “
“Sırf bu sebepten ötürü talim-terbiyenin disiplin kısmı çok erken dönemlerde yerini almalıdır, çünkü bu yapılmadığı zaman, hayatta daha sonra kişiliği değiştirmek kolay olmayacaktır. “
“Disiplinden yoksun [yani kendi kendini sınırlama becerisi gelişmemiş] insanlar gelip geçici her arzuyu, her hevesi takip etmeye yatkındırlar. Bunu vahşi kavimler arasında da görürüz, onlar her ne kadar bir müddet Avrupalılar gibi iş yahut vazifelerini yerine getirseler de, hiçbir zaman Avrupalılara, Avrupalıların tarz ve tavırlarına alışamazlar. Onlardaki, Rousseau ve diğerlerinin tasavvur ettiği gibi, soylu özgürlük duygusu değil, fakat bir tür barbarlık, deyiş yerinde ise hayvanlık, henüz gelişmemiş insani tabiattır. Dolayısıyla insanlar kendilerini erken yaşlarda aklın buyruklarına boyun eğmeye alıştırmalıdır.”
Kant’ın özdeyişiyle
“Ergin Bir Çağın Ergin İnsanı” olmak için,
“Aklını Kullanma Cesaretini Göster”en bir nesli yetiştirmek için eğitim çalışmalarında ne yapılması gerektiğini anlatan değerli bir kitap.