Okumayı seven insanın okuduğundan haz duyması çok farklı bir duygu. Yaptığı okumanın kendisini derin bir biçimde düşündürmesi, hayal kurdurması, duygudan duyguya koşturmasına vesile olması okumayı güzel ve değerli kılan, anlamlandıran yegane unsurlardan bir tanesi. Küçük Ağaç'ın Eğitimi de benim için böyle bir kitaptı.
Beyaz Adam'ın her yere erişmeye, tek başına hakim olmaya ve gücü elinde bulundurmaya yönelik hırsı yüzyıllar boyunca sürmüş ve hala sürmeye devam etmekteyken, bu hırsın altında yatan neden(ler)i anlamaya çalıştığında hiçbir mantıklı, akla yatkın bir cevap bulamıyor insan. İşte bu Beyaz Adam'ın yani Amerika'nın başta kendi topraklarındaki kendi insanları ile siyasal çatışmaları, kendi sınırlarının dışına çıkıp Körfez Savaşı, Afganistan ile olan savaşı, Vietnam ile savaşı gibi bir çırpıda aklıma gelen sayıca birçok ve bitmek bilmeyen savaşları hala ama hala sürerken tüm bu mücadele ne için sorusuna bir Kızılderili ailesi üzerinden çok ama çok güzel bir bakış açısı sunuyor bize Küçük Ağaç'ın Eğitimi.
Yazar Forrest Carter'ın otobiyografik romanı olan bu kitabın her bir sayfası altın değerinde. Saf, tertemiz duygularla erdemli, onurlu bir yaşam içinde var olmayan çalışan Cherokee'lerin en küçük ferdinin ağzından dinliyoruz hikayeyi. Öyle bir hikaye ki insanı duygudan duyguya sürüklerken okuyucuyu bugünün dünyasından sıyırıp Küçük Ağaç'ın evrenine dahil ediveriyor ve siz o sıcacık hikayeden çıkarabilecek tüm dersleri çıkardığınızı düşünüp bu derslerin asla alınamayacağı farkındalığı ile ancak bugünün gerçek dünyasına dönebiliyorsunuz. Evet bu kitaptan çıkarılabilecek o kadar çok ders var ki...
İnsanoğlu artık mekanikleşti. Yaratılışı gereği duygulara sahip ancak algıları artık kapalı. Günümüz toplumlarında ahlak ve etik artık içi bomboş sosyolojik ve felsefi kelimelerden ibaret. Değişim bu hayatın bir gerçeği ve bu kabul edilen bir durum. Hatta belli koşullarda desteklenmesi gerekir ki toplum gelişen çağa ayak uydurabilsin. Peki yozlaşma? Bunun önüne geçebilmenin hiçbir yolu yok muydu? Zamanın bir kabilesi olan Cherokee topluluğunun hikayesine baktığımızda bunun önüne geçmenin artık hiçbir yolu olmadığını fark ediyoruz. Hayat koşuşturmacasında bunun farkına ne kadar varabiliyor insanlar tartışılır ancak bu hikayedeki hayat mücadelesi doğallığıyla, saflığıyla, duygularındaki samimiyetle, insanlarının dik duruşuyla kendisine özendiriyor, kıskandırıyor ve en önemlisi kendi hayatını, hayattan aldığı tadı ve yaşama amacını, ne için var olduğunu sorgulatıyor. Evet, tüm bu mücadele, tüm bu kaos, tüm bu koşuşturmaca ne için?...
Öğretmen olsaydım bu kitabı öğrencilerime mutlaka tavsiye ederdim. İlerde bir çocuk sahibi olursam çocuğuma okutacağım başucu kitaplardan bir tanesi olacak bu kitap. Herkese, her anne babaya, her öğretmene bu kitabı okumasını ve okutmasını tavsiye ederim. Baba olduğumda çocuğuma "Gidişat"ın nasıl olabileceğini, nasıl öğrenilebileceğini anlatabilmemin mümkün olmasını çok isterdim. Beni derinden etkileyen bu güzel kitabı bir gün mutlaka çocuklarımla beraber tekrar okuyacağım.
"
Benimle yürümek ister misin Söğüt John? Fazla uzağa değil;
Bir ya da iki yıl, zamanının sonunda.
Konuşmayacağız. Yılların acılığını da anlatmayacağız.
Belki güleceğiz bazen ya da gözyaşlarının nedenini bulacağız
Ya da kaybolmuş bir şeyi ikimiz de arayacağız.
Benimle konuşmak ister misin Söğüt John? Fazla uzun değil;
Dünyadaki uzunluğunla ölçülmüş bir an.
Bir iki kez bakışacağız; her ikimiz de bileceğiz
Ve duyguyu anlayacağız; bu yüzden gittiğimiz zaman
Diğerinin değerine kandaş olduğumuzun rahatlığını alacağız.
Gitmeni ertele Söğüt John. Yalnızca benim için.
Oyalanmak, ayrılan bizi rahatlatır ve güven tazeler.
Anılar hızlanmış gözyaşlarını yavaşlatmaya yardım eder.
Daha sonra seni hatırlayarak
Ve hafifletir yüreğin hüznünü biraz. "