Forrest Carter

Forrest Carter

Yazar
8.8/10
957 Kişi
·
3.048
Okunma
·
72
Beğeni
·
3.695
Gösterim
Adı:
Forrest Carter
Tam adı:
Asa Earl Carter
Unvan:
Kızılderili Yazar.
Doğum:
Alabama, ABD, 4 Eylül 1925
Ölüm:
Teksas, ABD, 7 Haziran 1979
Küçük yaşta anne ve babasını kaybeder. Büyükbabası ve büyükannesinin yanında yetiştirilir. Düzensiz hayatından dolayı belirli bir okul eğitimi alamaz. On yaşında büyükanne ve büyükbabasını kaybeder. Yetişkinlik yıllarında kovboy, sığırtmaç, çiftçi ve mevsimlik işçi olarak çalışır.
45 yaşında, çocukluk hayali olan yazarlığa adım atar. Günyüzüne çıkan ilk kitabı Josey Wales'in Kader Dönemeci'dir. Kitabın maliyetini kendisi üstlenmiştir. Kitap, daha sonra Delacorte/Eleanor Friede tarafından Gone to Texas (Teksas'a Gitti) adıyla yayınlanır. İyi satar, bunda menajeri Rhoda Weyr'in büyük katkısı vardır. Teksas'a Gitti(Josey Wales'in Kader Dönemeci)kitabının 1976 yılında Batı Barut Kokuyor adı altında filmi çekilmiştir.
1860-1890 Kızılderili soykırımının anlatıldığı Dağlardan Sorun Beni, başkaldırı romanı olarak algılanır. Fakat 1976'da yazılan Küçük Ağaç'ın Eğitimi adlı kitabı çok rağbet görür. Neredeyse bütün dünya dillerine çevrilir.
"Bütün insanlar gevşek davranırsa, o zaman politikacılar kontrolü alabileceklerini görürler... ve çok geçmeden bir diktatörün olur."
Forrest Carter
Sayfa 200 - Say Yayınları - 17. Baskı - 2019
İyi bir şeyle karşılaştığın zaman, yapman gereken ilk şey bulabildiğin insanla onu paylaşmaktır; bu şekilde iyilik öyle bir yayılır ki nereye gittiğini bilemezsiniz.
Benim geçmişi bilmemi istiyorlardı."Geçmişi bilmezsen bir geleceğin olmaz çünkü.Halkının bir zamanlar nerede olduğunu bilmezsen,nereye gittiğini de bilemezsin."
İyi bir şeyle karşılaştığın zaman, yapman gerek ilk şey bulabildiğin insanla onu paylaşmaktır; bu şekilde iyilik öyle bir yayılır ki nereye gittiğini bilemezsiniz.
Gece geç vakit Büyükbaba'nın: Sen benim kandaşımsın, Bonnie Bee!" dediğini duyduğum zaman, "seni seviyorum" dediğini biliyordum. Çünkü duygu sözcüklere yansıyordu.
“Kendimi kötü ve boş hissediyordum. Büyükbaba dedi ki neler hissettiğimi biliyormuş, çünkü kendisi de aynı şeyleri hissediyormuş. Büyükbaba, ‘Sevip de kaybettiğin her şey sana bu duyguyu verir.’deyip ekledi: ‘Bundan kurtulmanın tek yolu hiçbir şeyi sevmemektir ki bu daha kötüdür çünkü o zaman sürekli boşluk hissedersin.’
O yola Gözyaşı Yolu adını verdiler. Çeroki ağladığı için değil... Yola, Gözyaşı Yolu adını verdiler çünkü bu ad romantik geliyor ve yoldan geçenlerin hüznünü anlatıyordu. Bir ölüm yürüyüşü romantik değildir oysa ...
280 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
İnsan yetiştirmenin, eğitimin ailede başladığının; zaman,mekan ve okulla sınırlı olmadığının anlatıldığı harika bir kitap.
İnsan, hayvan, doğa sevgisinin ve onlarla dost olmanın; aile olmanın ve aileye bağlılığın samimi ve içten bir dille anlatıldığı
harika bir kitap.
Her bireyin okuması dileğiyle...
İyi okumalar
296 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Uzun bir tatil sürecinden cıktıktan sonra işe geri dönmem ve işyeri bünyesinde bulunan kukumanjerolarla istemsiz kucaklaşmanın üzerimde bıraktığı tahribatla kendimi adana sıcaklarında köy damlarında kurutulmaya bırakılan tarhana misali serdim..zor oldu biraz toparlanmam .. kitabı bir hafta önce okudum ama şimdi kısmet oldu bu kritiği yazmak..

EKŞİ - TATLI BİZİM BAĞIN "KORUĞU" YAVUZ HIRSIZ AMERİKA...

80 lerde çocuk olanlar ve trt nin cinnetini yaşayıp kanolu centerfresh sakız reklamlarına dakkada 4 5 kez maruz kalanlar pazar günü iki şeyi asla unutmazlar .. bir: Hikmet Şimşek ( huzur içinde uyusun ) ile o zaman için bize hayatı zindan eden klasik müzik konserleri , iki : olmazsa olmaz spagetti western kuşağı ..o western kuşağında kimleri izlemedik.. "bir avuç dolar" için birbirlerini yiyen "iyi , kötü ,çirkinler" (TUCO IS DA MAN!) " angeleye lar sabatalar .. bazı filmlerde apaçiler, komançiler , çerokiler falan olurdu .. kızılderili diye tabir edilen nemrut bakışlı , gaga burunlu , orasına burasına tüy dikmiş, kuzey amerika lı sakız diye tabir ettiğimiz meriç bey ( banu alkanın reunion yaptıktan sonra uzatmalı sevgilisi) ruhuna sahip bu yerel halk kana susamıştı .. posta arabası soyar ,demiryolu dinamitler ,onun bunun kafa derisini yüzerlerdi.. toplum düşmanıydı bunlar.. birde o dönem lanse edilen bunların başı GERONIMO vardı ki şeytanın yeryüzünde yürüyeni..evlerden ırak bir tip.. tabi kovboylar çok cool: ağızda sigara, kaşlar çatık, gözler kısık, az laf çok iş, hızır gibi yetiyorlar falan fistan gülistan .. çok severdik onları.. haliyle kızılderililere tilttik .. çocukluk tabi emperyalizm denen şeyden haberimiz yok .. yıllar yılları kovaladı çocukluk dönemi bitti .. orta okul lise derken üniversiteye girizgah yaptık .. gene okulların ilk açıldıgı yazdan kalma bir salı gününde eve geldik ki dünya ayakta.. ikiz kuleleri vurmuşlar.. abuk subuk uçağın bir yandan girip öbür yandan çıktığı manyak manyak görüntüler dönüyor ekranda .. günler geçti .. sonra o bilmem kaç yüz derecede yanan uçak yakıtının sözde bina iskeletini erittiği yangından ve kalıntıların arasından nasıl oluyorsa ?!?! 2 adet arap kimliği buldular .. zaten bush denen maymun, tanrı adına savaş ilanı etmişti .. kanıtı utanmadan dünyaya pompaladılar ..olayı usame bin ladine bağlayıp girdiler ırak' a afganistan' a .. şimdi diyeceksiniz ki yahu arkadaş bunla onun ne alakası var ? haklısınız .. kısa keseyim.. işte bu yüzsüz ,arsız ,şeref yoksunu namussuz herifler , kendi labaratuvarlarında suni olarak yaratıp coca cola ile finanse edip ortama saldıkları o usame bin ladini yakalamak için başlattıkları operasyona hiç utanmadan GERONİMO adını verdiler .. araştırdık bakındık sorduk soruşturduk ki ,Geronimo aslında kızılderililerin apaçi adı verilen kabilesine mensuptu .. ataları ,amerika 800 lerin 2. yarısından sonra karpuz gibi ikiye yarılıp iç savaşa girmeden öncesinde de ispanyolların artıkları meksikalılarla savaşıyorlardı.. hiçbir zaman öncelikli olarak savaştan yana olmayan bu insanlar safi üzerlerinde oturdukları topraklar ve altındaki madenlerden dolayı asimile edilmek isteniyorlardı ..göstermelik gerekçe ne miydi ? YOK! olay sadece yapılan katliama kılıf aramaktı.. eh durum bu olunca içlerinden cidden bir manyak - ki ne manyak - (o zamana kadarki kızılderililerin gelmiş geçmiş en büyük SAVAŞ ŞAMANI ) kabileler arasında yapılan toplantıda sıtkını sıyırıp şeflerede meydan okuyup isyan bayrağını çekti göndere ( tüyler diken diken VER MEHTERİİİ!!!) . ilk operasyonları saint jerome ( Geronimo lakabı burdan gelmektedir ) de yapıp o dönemin amerikan desteğini alan meksika ordusuna demir "kızıl tokatı" patlattılar.. sonrasında baskınlar ve gerilla taktiği ile savaşan bu manyaklarla amerika baktı ki başa çıkamayacak, peşine bir dönem 10000 (?!!!!) asker taktı ..

işte bizim pazar günleri izlediğimiz western kuşağındaki o kızılderililer bu kızılderililerdi aslında .. kafa derisi yüzmek diye birşey yoktu. olay medya ve televizyon aracılığı ile yapılan kirli propaganda ve dezenformasyondu.. bahsi geçen Geronimo ' nun iki karısını ve çocuklarını ve daha nicelerini ilkin asıl amerika destekli meksikalılar katletmişlerdi madenlerde çalışmaya razı olmadıkları için.. e pek tabi TATLI EKŞİ , BİZİM BAĞIN "KORUĞU" amerika bir kez olsun dürüst olsaydı ÇAKRALARIMIZ TIKANIR DİŞLERİMİZ KIRILIRDI ..nasıl ki KARPUZ SERGİSİ , HAYATININ AŞKINI ARAYANLAR İÇİN DÜŞÜK YÜZDELİ ÖNEME HAİZ BİR JEOPLOİTİK BÖLGEYSE , DOĞRULUĞU AMERİKA'DA ARAMAKTA VERDİĞİM ÖRNEĞİN GERÇEK HAYATTAKİ İZDÜŞÜMÜ İDİ...

Velhasıl kelam bu kitabı alır da okumaya karar verirseniz , şimdi medeniyet kavalı öttüren takım elbiseli bu çoban aromalı teroristlere zamanında dur demeyi kısmen de olsa başarmış , yeri gelmiş 600 kişinin üzerine 3 kişiyle at sürmüş eşsiz bir kahramanın gercek yaşam öyküsüne tanık olacaksınız.. okuduğum kitaplar arasında sanırım apayrı bir statüye yükseldi .. kesinlikle tavsiyemdir .. son sözü de GERONİMO ' ya bırakalım madem ...

"Her şeyi açıkça bildikleri halde şimdi diyorlar ki, ben kötü biriymişim. hatta oradakilerin en kötüsüymüşüm. ben ne yaptım ki? ağaçların gölgesinde ailemle birlikte yaşayıp gidiyordum."
280 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Kitap okumak değil de küçücük bir çocuğun, Küçük Ağaç’ın kalbini dinlemek bu. 4 yaşında yetim, 5 yaşında öksüz kalan Küçük Ağaç zamanla öğretmenleri haline gelecek olan büyükbaba ve büyükannesiyle birlikte doğanın kollarında yaşamaya ve aslında hayat eğitimi almaya başlıyor. Büyükanne ve büyükbabanın bilgeliği, kocaman kocaman konuları küçücük bir çocuğa anlatma yöntemleri enteresan gerçekten. Doğaya karşı tutumları ise bir o kadar takdire şayan. Okurken “Biz bunları ne zaman unuttuk” diyor insan. Geyik avlarken en yavaşını, çelimsizini seçmekteki incelik mesela? Tam bir kızılderili kültürü.
Okumaya ilk başladığınızda biraz zorlanabilirsiniz, çünkü kitap Küçük Ağaç’ın ağzından yazılmış. Ama bir süre sonra bu çocuk diline alışıyorsunuz ve şiirsel bir tat vermeye başlıyor.
Bize olağan gelmeye başlamış şeyleri en basit cümlelerle en derinine kadar eşeleyebilmiş bu eseri, sadelik ve yoğunluğu harmanlayabilmiş bu yapıtı mutlaka okumalısınız bence.
280 syf.
·5 günde·10/10
1976'da yazılmış bu kitap hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilmiş bir eserdir. Beyaz adamın Kızılderili Çerokilere yaptıklarını samimi ve akıcı bir dille okuyacaksınız.

Kitabı okurken şuan ne kadar körelmis olduğumun farkına vardım. Evet teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama bizi de güçsüz dayanıksız yapıyor. Kitapda doğa, avcılık ve hayatla alakalı püf noktaları ve ilginç bilgiler bulacaksınız.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
280 syf.
·Beğendi·10/10
Bu kısım inceleme bitmeye yakın refresh edildi .. İncelemelere girizgah yaparken sohbet havası oluşsun diye bir kaç anı , bir kaç rüyamı muhakkak aktarırım ama bu... BU !! BU MUAZZAM RÜYANIN ÖNÜNDE DİZ ÇÖKÜP AMAN DİLİYORUM .. Yani bakın ben - ben ki Tuco Herrera! - Celal Şengör'ün kendi dükkanına gidip (sahaf) kendi imzalı kitabını almazsam ayıp olur diyip 2 milyar para basmış , gözümde yaşlarla uyanayazmış bir kardeşinizim .. Bir kitaba nadiren 5 , bilemedin 10 lira veren adamım .. Şu kabusa bir bakınız !!! LÜTFEN !! Geçmiş olsun Ebru Ince .. ZOHAHAHAHAHAHAHA !!!! =))) VAY EBU LEHEB TOHUMLARI VAAAAY !!! =)) "PUUUUUU !!!!" LKDFJGŞLSKDFJGŞSLKDFG =)))

#89892517

Neyse güldük eğlendik .. Buyrun Halil İbrahim sofrasına =))

12 Ekim .. 12 Ekim 1492 .. Ne geliyor aklınıza bilmem .. Benim aklıma bir halkın bitimi ve felaketi , diğerinin ise yükselişi geliyor .. 1453 ' te Fatih, İstanbul'u almış .. O dönemki Baharat Yolu tıkanmış vaziyette .. Gavurlar için bir felaket bu .. Osmanlı ' nın altın günleri pek tabii .. Ne yapalım ne edelim derken keşif düzenlemeye karar veriliyor .. Göklerde uydular yok o dönem pek tabii .. Gemiler şişiriyor yelkenleri ,çıkıyorlar yola .. 12 Ekim 1492 ' de Kolomb Amerika'yı keşfediyor.. Siz bakmayın kendisinin bu sömürü düzeninden "habersiz" cehenneme portal açtığı kıvamındaki yorumlara .. Neden mi ? Nedeni var mı cicim .. İşte kendi günlüğünden , yazdıklarından bir kıple sizlere .. Zamanın İspanya kraliçesine .. Buyrun okuyun ..

"Yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerin önünde ant içebilirim. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar. Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz."

Kimlerden bahsediyor sizce ? BİNGO !!! Evet!! Kızılderililerden !! Amerika bugünü Kolomb Günü olarak kutluyor günümüzde.. İyi güzel , bir itirazımız yok ama .. Evet bir "AMA" mevcut anlatacaklarımızda .. Daha önce olanları defalarca yazdım .. Gözü doymaz bunların .. HALEN DE ÖYLELER !! Buyur devam et okumaya .. Ben bunlara ÇOBAN AROMALI , TAKIM ELBİSELİ TERORİSTLER diyegeldim her daim .. İşte size 3 - 5 küçük örnek icraatlerinden ..

Soykırıma uğrattıkları Cherokeeler'in ismini alıp CİPLERİNE ,
Boğazda seyreden Abd başkonsolosunun TEKNESİNE Iroquiasları tek bir devlette birleştiren Hiawatha'nın ,
Irak işgalinde kullandıkları füzelerine Tomahawk'ın ,
Aynı amaçla tasarlanmış helikopterlerine Apachee 'nin ismini verebilmişlerdir ..

Öyle "medeni" insanlardır bunlar .. Yalnızca bu kadar mı ?!?!? Olur mu canikom, olur mu bitanesi ?!?? Bunlar son dönem icraatleri .. Öncesi de var .. Eduardo Galeano okuyanlar çok iyi bilir... Neredeyse hiçbir bulaşıcı hastalık geçirmemiş bu insanlara, TANRI'NIN ELİ VE MİSYONER KURULUŞLARIN - yani kilisenin - İNAYETİYLE ÇİÇEK HASTALIĞI BULAŞTIRILMIŞ BATTANİYELER DAĞATILDIĞINI .. Nazilere TOPLAMA KAMPI KURDUNUZ DİYE HÖNKÜRÜP , aynı düzeni , aynı işleyişi kızılderililer üzerinde bizzat kendilerinin uyguladıklarını .. Kızılderili kadınların devlet eliyle ve bilinçli bir hareketle kısırlaştırıldığını ..

Fikrin neyse zikrin odur diye muhteşem bir laf varya .. Ne kadar doğru değil mi !!?!? Devam edelim .. Al oku ..

“En İyi Kızılderili, Ölü Kızılderilidir.”

ABD’li General Philip Henry Sheridan

Dur dur .. Sinirlenme hemen ... Bak ne demiş ABD'nin ilk başkanı George Washington : “Bu vahşi hayvanların tamamen imha edilmesi gerekiyor.”

Torunu da ayrı bir maymun , ayrı bir gerizaklı idi bunun .. Peygamber Muhammed' in biografisini yazdı o da .. Eduardo Galeano ' dan noktasına dahi dokunmadan paylaşıyorum : "Muhammed’in olağanüstü bir insan, karşı konulmaz bir çekim gücüne sahip bir hayalperest ve aynı zamanda da bir hilekâr, bir geveze ve bir hayal taciri olduğunu yazdı. Kaldı ki onun, İslam’ın kurulduğu dönemde felaket bir durumda olan Hıristiyanlıkla ilgili düşünceleri de bundan daha olumlu değildi." Böylesi gerzeklere kalmıştı İslam'ın seceresi ve peygamberin biografisi ..

Sıtkın sıyrıldı di mi ? Biliyorum sıyrıldı .. Son bir örnek daha vereyim .. Barbar dedikleri Kızılderililer doğa ile iç içe yaşayan insanlardı .. Bu insanları alıştıkları doğal hayattan koparmak için o dönemki uçsuz bucaksız meraları dikenli telle çevirip sırf inat için Buffaloları vurduklarını biliyor musunuz .. Ve evcilleştiremedikleri o yaban atlarını da .. Hepiniz biliyorsunuz aslında .. Ford ' un efsane modeli MUSTANG !!! =))

Daha kilometrelerce yazarım .. Dün bir kitap tanıtımı yaptım, yayınladım .. Orda anlatılan ırkçılıktı esasen .. İsmi BARBARLARI BEKLERKEN : #89816034 Kızılderililer , Kolomb denen keferenin yelkenlilerini ufukta gördüklerinde tanrıların geldiğini düşünmüştü .. Gemidekiler de medeni(!?!?!!) insanlardı .. KARAR SİZİN !!! Birkaç da kızılderili atasözü bırakayım şuraya ..

* Bir düşman çok, yüz dost azdır.
* Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Ne zaman onları kesmemiz gerekse, önce onlara tütün ikram ederiz. Odunu asla ziyan etmeyiz, lazım olduğu kadar keser, kestiğimizin hepsini kullanırız. Eğer onların hislerini düşünmez ve kesmeden önce tütün ikram etmezsek, ormanın diğer bütün ağaçları gözyaşı dökecektir, bu da bizim kalbimizi yaralar.
* İlkbaharda usul usul yürü yeryüzünde .. Çünkü toprak ana hamiledir.
* Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır.
* Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Sana uymayabilirim. Yanımda yürü ki böylece seni görebileyim, böylece ikimiz "EŞİT" oluruz.

Görüyor musunuz şu BARBARLARIN VE VAHŞİLERİN dediklerini ?!?!?

Forrest Carter işbu kitabı , yüzyıllar sonra kaleme aldı .. Olan olmuş , atı alan üsküdarı geçmişti senin anlayacağın .. Esasen kendi OTOBİOGRAFİSİ idi bu kitap .. Kendi çocukluğunun ağzından anlatılan .. Çünkü yazarın kabiledeki ismi Gunyi Usi , yani Küçük Ağaç idi .. Sonrasında kendine çift "r" ile seçtiği Forrest (Forest : Orman) ismi de bir tesadüf değildi senin anlayacağın .. Kitabı alır okursanız - ki alıp okumanız yönünde olacaktır tavsiyem - bu dünyaya ve çevrenizdeki değişkenlere bambaşka gözle bakmanızı sağlayacak öyle çok metafor ve örnek var ki .. Hep söylenmiştir .. Hep örneği verilir kapitalizm satamadığı ağacın gölgesine sebep ağacı keser kibrit yapar da satar diye .. Kaçımız bir ağaca baktığımızda sürgün veren filizlere bakıp yaşama ithaf edebiliyoruz düşüncelerimizi.. Dallarına yuva yapan kuşları düşünen kaç kişi var aranızda .. Ben pikniğe gittiğimde meşe ağacı görüp ulan bunu kessen ne ısınırsın dediğimi gayet iyi biliyorum =)) Ava çıktığınızda iki ceylan görseniz , kaçınız elinizdeki çifte ile en küçüğüne nişan alır ? Bir düşünün hele !! Büyüğü vurup geriye muzaffer kumandan edası ile dönmek varken şu satırlar kaçınızın aklına gelir misal ?

"Yalnızca gereksinim duyduklarını al. Geyik alıyorsan, en iyisini alma. En küçük ve en yavaş olanını seç, o zaman geyik daha güçlü olur ve her zaman sana et verir. Pa-koh (panter) bunu bilir. Sen de bilmelisin!" Güldü; Yalnızca Ti-bi, yani arı, kullanabileceğinden daha fazlasını depolar.. Bu yüzden ayı tarafından soyulur.Rakun ve Çerokiler tarafından da... Paylarından fazlasın depolayan ve kendilerini besleyen insanlar için de bu böyledir."

Denmiş ki anlatım çok basit ve çeviri kötüydü .. Anlatımın basit ve "dedi ki " ile başlayan cümlelerden oluşmasının sebebinin beş bilemedin altı yaşındaki bir kızılderili çocuğun ağzından çıkıyor oluşu hiç aklına geldi mi bebiş?!? Kendim de çeviri yapan biri olarak kitapta sadece iki yerde bariz çeviri hatası ile karşılaştım .. Anlatım sade mi ? EVET !! Ama anlatılanlar iddaa ediyorum ki bundan 50 - yazıyla ELLİ - sene sonra dahi aklına hiç ama hiç gelmeyecek çıkarımlar .. İspat mı istiyorsun ? Buyur oku cicim .. Sene 2020 !! Daha kafasına dank eden var mı şurda yazanları ?!?! Fosil yakıtlar için kundaktaki bebelere kadar öldürüp , kendi elimizle yarattığımız medyamızla , kendimizi aklama derdindeyiz ..

" Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu, son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde anlayacak..."

Benim biram bitti .. Söyleyeceklerim bunlardan ibaret .. Özbekistan'dan gelen bakkal çırağı da memlekete dönüş yapmış.. Gör *ötüm yolları , iç soğuk suları diyerek bakkala yanlıyorum ..Kendinize iyi bakasınız .. İYİ KALASINIZ AMA EN ÖNEMLİSİ "İŞSİZ" KALASINIZ!! Öptüm gözlerinizden sayın canikolar..

Ah az daha unutuyordum !! VAHABİLERE İNAT , "CUMHURİYET BAYRAMINIZ" KUTLU OLSUN !!!

Son not : Geçmiş olsun Ebru Ince !!!! RÖHAHAHAHAHHAHAHAHAHAHAHAA !!! =))
280 syf.
·8 günde·5/10
Kimi eserler vardır, pek çok okuyucu tarafından istisnasız beğenilir, üzerine pek çok güzel yorum yapılır. Henüz eseri okumamış birine 'Mutlaka okumalısın.' diye telkinde bulunulur. Herkesin dilinde o kadar iddialı övgülerle dolaşır ki henüz okumamış bir okuyucuda epey merak uyandırır. Küçük Ağaç'ın Eğitimi de bu kategoride yer alan eserlerden biri. Hakkında pek çok güzel yorum mevcut. Durum böyle olunca insan 'Bu güzellikten mahrum kalmayayım' diyerek kitaba sarılıyor.

Eserin ana unsurunu Amerika kıtasının en eski sahipleri olan yerliler/Kızılderililer oluşturuyor. Yerli olan bir büyükbaba ve büyükannenin 'Küçük Ağaç' adını verdikleri torunlarıyla sürdürdükleri yaşam anlatılıyor eserde. Herkesten uzakta, sâkinlik ve huzur içinde, çok az şeye ihtiyaç duyularak sürdürülen bir yaşam var satırlarda. Zîra günümüz keşmekeşliğinden epey uzak bir manzara mevcut. Kendi yiyeceklerini kendileri yetiştiren, ilaçlarını dahi kendileri yapan, kaldı ki doktora pek de ihtiyaçları olmayan bir aileden bahsediyoruz. Anne ve babasının ölümü üzerine küçük yaştan beri büyükanne ve büyükbabasıyla yaşamaya başlayan Küçük Ağaç, yaşadığı bu ortamda her fırsatta kimi zaman doğaya, kimi zaman hayata dair bir şeyler öğrenmektedir.

Genelde esere dair yapılan övgülere baktığımda kitap içerisinde verilen duyguların yoğunluğuna dikkat çekildiğini görmüştüm fakat ben aynı şeyi hissedemedim. Daha önce Bir Çift Yürek isimli eseri okumuştum ve hemen hemen iki eserin konusu da birbirine yakındı. Bir Çift Yürek'de de bir bayan doktorun Avustralya'da yaşayan Aborjinler'e konuk olması ve onlarla birlikte geçirdiği zaman süresince çıktığı ruhsal yolculuk anlatılıyordu. Bir Çift Yürek'de insanlığın temelinde sahip olduğu saf ve samimi duygulara, aslında hantallıklardan kurtularak yaşanan bir hayatın gerçek yaşamı yansıttığına ve sevginin her daim iyileştirdiğine şahit olmuştum. Küçük Ağaç'ın Eğitimi'nde ise asıl amaç bu iken, bu duygular yeterince öne çıkarılmamış bana kalırsa. Bu sebeple kitap bana fazlasıyla yavan geldi.

Bunların yanı sıra eserin çevirisinin çok da kaliteli olduğunu düşünmüyorum. Bendeki kitap 2018 baskılı Say Yayınları'na ait. Başka bir yayınevinden satışı var mı bilmiyorum fakat ben sipariş verirken sadece bu yayınevi mevcuttu. Kitabın genel olarak anlatımı mı bu kadar sıkıcı yoksa çeviriden mi kaynaklı bir durum tam olarak bilemiyorum. Eserde beni rahatsız eden bir diğer unsur ise, Küçük Ağaç'ın büyükbabası ve büyükannesinden öğrendiklerini aktardığı kısımların üst üste sürekli 'Büyükbaba/ büyükanne dedi ki' şeklinde başlayan cümlelerle verilmesi anlatım bozukluğuna sebep olarak okuyucunun kulağını tırmalıyor. Haliyle metnin akıcılığını da bozuyor.

Eserin sonunda ise birtakım şahısların kitaba dair görüşlerine yer verilmiş. Sırf bu yazılardan birini okuyarak bile kitap içinde anlatılanlar çözülebilir. Velhasıl-ı kelâm, büyük umutlarla okumaya başladığım eser beni hayal kırıklığına uğrattı. Sıkılarak, 'Acaba bir sonraki sayfada akıcı olur mu?' diye ümid ederek okuduğum bir eser oldu.
280 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kızılderili bir atasözü der ki:
"İlkbaharda usul usul yürü, toprak ana hamiledir."
Evrenle bu derece bütünleşmiş bu naif insanları nasıl "ilkel" sayabiliyorlar, nasıl incitip nasıl yok ediyorlar?!..

 Evrenin  bütünlüğünden uzaklaşıp parçası olduğumuz doğayı; hükmetmeye, sömürmeye çalıştıkça aslında kendimizi sömürdüğümüzü, bunalımlara, yabancılaşmaya sürüklediğimizi, kendi kendimizi hırsımız ile yok ettiğimizi fark edemiyoruz. Fark edemediğimiz diğer bütün şeyler gibi...
Oysa doğaya bir kulak versek neler fısıldıyor bizlere... Şu amansız koşuşturmaya bir ara verip, dursak, bakmakla yetinmeyip, görebilsek; konuşan  ağaçları, yeniliğe gebe toprağı, her gün bizim için doğan güneşi, ağlayan bulutları, şefkatle saran havayı, öpen rüzgarı ...

Zamanın içinde zamansızlıktan yakınıp duruyoruz. Yaşam telaşesine öyle çok kaptırmışız ki kendimizi arada sırada "yaşıyor muyum?" diye soracak kadar bile  vaktimiz yok.
Hep daha fazlası, daha fazlası için uğraşırken tam her şey tamam olduğunda hiçliğin kıyısında olacağız. " ihtiyacın olanını al daha fazlasını değil." der Kızılderililerin mütevazı hayatları.

Çerokiler; evrendeki her şeyin bir ruhu olduğuna inanırlar. Ancak yüreğiyle bakanlar, duyanlar görebilir bu ruhları.
 Kendilerini yaradılışın bir parçası olarak gördüler; yaradılanın hükümdarı, sömürücüsü değil. Birbirlerine duydukları sevgi ve saygıyı canlı cansız tüm varlığa duydular. Fakat medeni insanlar (!) yerlilere bu saygıyı duyamadı. Vahşetle onları kendi topraklarından sürgün ettiler.  Gözyaşı Yolu'nda ölümlerle ilerlerken hep içlerine döktüler gözyaşlarını, ağıtlarını...

Yitirilen değerlerimizi Kızılderili geleneği ile hatırlatan, yüreği atan bu kitabın;
kendisini, efendisi sandığı zamanın ve paranın aslında kölesi olanlara, modern insanlara(!) bizlere söyleyecekleri var.

Çerokilerin son evlatlarından olan Küçük Ağaç'ın ağzından anlatır yazar, kendi yaşam hikayesini. Bu sese kulak verin 5 yaşındaki çocuktan öğrenin paylaşmayı, sevmeyi, iyiliği, hayatı...
Beyaz Adamın köreltici eğitimini, kendisini mekanikleştirdiği eğitimle körleştiren, duyarsızlaştıran, cahilleştiren yaşamak için saldır, intikamını al, daima bencil ol öğretisini eğitimmiş gibi sunmasını irdeler.

Okuması yazması olmayan ama evrenin sırlarını okumuş, bilge insanlar olan büyükbaba ile büyükannenin felsefi söylemleriyle hem yaşamı hem kendimizi sorgulamaya başlıyoruz. 
Bazen güldüren bazen hüzünlendiren bu hikaye sizi yüreğinizden sarsacak,
mutsuzlukla örülü sanal duvarlarınızda deprem etkisi yaratacak.

 Ve son olarak
Farklı renkleri sindirerek tek renge dönüştürürsek, karanlığın renginde ancak birbirimizi boğarız.

Sevgiyle kalın...
280 syf.
Hani kitap daha sürükleyici olabilir miydi, olabilirdi...
Daha güzel olabilir miydi, tabi ki olabilirdi...
Duygu yoğunluğunu,
Hüznü,
Neşeyi,
Sevinci,
Acıyı,
Izdırabı,
Mücadeleyi,
Azmi daha iyi anlatabilir miydi?
Tabi ki anlatabilirdi...
Bence önemli olan kitapta ne aradığından ziyade ne bulduğun.
Ben Küçük Ağaç'ın Büyükbaba ve Büyükannesiyle olan ilişkisinde kendi çocukluğumu buldum.
Rahmetli dedem ve nenemle özellikle yaz'ın taşındığımız bağ evinde geçirdiğimiz zamanı...
Küçük Ağaç 'ın geceleri "Köpek Yıldızını" seyrettiği gibi, bende dam da uyurken yıldızları seyretmeyi çok ama çok severdim...
Kitap edebi olarak pek bir şey vermiyor olmasa da;
İnsan, hayvan ve doğa sevgisi konusunda çok ama çok şey veriyor...
Ve
Kitabı okumaya başladığınız zaman ya başında,
ya ortasında,
ya da sonunda mutlaka kendinizden bir şey bulacaksınız,
Belki az, belki de çoook.... Ama kendinizden az ya da çok bir şeyler bulacağınızdan eminim...
Belki yitirdikleriniz,
Belki mazide kalan güzel anılar,
Belki de her şeyden çok çocukluğunuza özlem duyduğunuz günler...
O salya sümük Bi halde sokaklarda akşam ezanı saatine kadar sokaklarda oynayan saf masum çocuk. Her şey çok güzel. Ve büyüğünde her şeyin daha da güzel olacağını sanacak kadar aptal bir çocuk...
Neyse...
Çocukluğuna özlem duyan,
Herkes mutlaka bu eseri okumalı...

İyi okumalar, güzel paylaşımlar...
280 syf.
Size de hiç oluyor mu,bazı filmleri bazı kitapları ders olarak okutulması ve izletilmesini istiyorum.İşte bu kitap da tam olarak öyle bir kitap oldu benim için.İstanbul'a yeni taşınmış olmamın etkisidir belki de bilemiyorum.İncelemeye geçmeden önce sırt çantalarınızı ulaşamayacağınız bir yere koymanızı tavsiye ederim zira into the wild ve bir çift yürek karışımı tadındaydı.

6 aylıkken ananem ve dedemin yanına verildiğim,senin yaşlarındayken tüm çiçek isimlerini ezbere bildiğim,hiç arkadaşım olmadığı için köpeklerimizle konuştuğum için sen benim kandaşımsın Küçük Ağaç..

Bir gün bir anne olursam çocuğumu toprağı ayağına değecek şekilde yetiştireceğim demiştim.Doğayla iç içe büyüyen bir çocuk olmanın tadına varmış olanların beni gerçekten anlayacağına da eminim.Kitaptan hayattan öğrenemeyeceğim birçok şeyi öğrendiğime inanıyorum aslına bakarsanız.Dikkatimi çeken diğer bir husus Da şu oldu,yerli halka vahşi diyen beyaz insanların Küçük Ağaç'ı yetiştirme yurdunda dövmesi.Köpeklerini bile öldükten sonra kucaklayıp o şekilde gömen insanlara vahşi diyebilmek...Bir gün çocuğum olunca ona izletmek istediğim filmlerden birkaçı Çizgi pijamalı çocuk,cennetin çocukları başta olacak demiştim.Kitap olarak da okumak istediğim kitaplar listesine yazdım bu kitabı da anlayacağınız.Birlikte küçük ağaç gibi rüzgarı dinlemeyi,gidişatı,dostluğu öğreneceğiz.Sonunda büyükbaba ve büyükannenin ölümünde bir iki damla yaş bırakmadım desem yalan söylemiş olurum.Diyebilecegim şu ki okuyun,okutun Hatta ders olarak gösterilsin tüm bunlar,vahşi diye nitelendirdiğimiz insanların bir çocuğu ne kadar güzel eğittiğini görelim,eğitim diye bize verilen şeyin Aslında eğitim olmadığını yetkili mercilere gösterelim.Doğayla daha çok iç içe olacağımız günler temennisiyle..

Yazarın biyografisi

Adı:
Forrest Carter
Tam adı:
Asa Earl Carter
Unvan:
Kızılderili Yazar.
Doğum:
Alabama, ABD, 4 Eylül 1925
Ölüm:
Teksas, ABD, 7 Haziran 1979
Küçük yaşta anne ve babasını kaybeder. Büyükbabası ve büyükannesinin yanında yetiştirilir. Düzensiz hayatından dolayı belirli bir okul eğitimi alamaz. On yaşında büyükanne ve büyükbabasını kaybeder. Yetişkinlik yıllarında kovboy, sığırtmaç, çiftçi ve mevsimlik işçi olarak çalışır.
45 yaşında, çocukluk hayali olan yazarlığa adım atar. Günyüzüne çıkan ilk kitabı Josey Wales'in Kader Dönemeci'dir. Kitabın maliyetini kendisi üstlenmiştir. Kitap, daha sonra Delacorte/Eleanor Friede tarafından Gone to Texas (Teksas'a Gitti) adıyla yayınlanır. İyi satar, bunda menajeri Rhoda Weyr'in büyük katkısı vardır. Teksas'a Gitti(Josey Wales'in Kader Dönemeci)kitabının 1976 yılında Batı Barut Kokuyor adı altında filmi çekilmiştir.
1860-1890 Kızılderili soykırımının anlatıldığı Dağlardan Sorun Beni, başkaldırı romanı olarak algılanır. Fakat 1976'da yazılan Küçük Ağaç'ın Eğitimi adlı kitabı çok rağbet görür. Neredeyse bütün dünya dillerine çevrilir.

Yazar istatistikleri

  • 72 okur beğendi.
  • 3.048 okur okudu.
  • 165 okur okuyor.
  • 1.413 okur okuyacak.
  • 101 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları