Hikaye İstanbul'da, aynı çatı altında yaşayan üç kardeş; Samim, Besim ve Mefharet; Mefharetin kızı Selmin ve Selmin'in arkadaşı Meral ve onun ailesi arasında geçiyor. Besim esprili, alaycı biri. Güzel komik tavırları ve sözleri var. Ana karakter Samim, felsefe öğretmeni, derin, düşünür. Ve aşkı Meral. Meral hep ikilemde kalan biri. Birinci ve ikinci modu, halleri olan biri. Birinci Meral doğulu, ahlaklı, edepli, içedönük, duygusal ve vicdanlı. İkinci Meral ise batılı, hazlı, dışa dönük, materyalist ve bencil.
Romanda Samim'in günlük notlarındaki derin aşkı bir başka güzel. Samim’in konuşmaları derin ve anlaşılması zor, ne de olsa emekli felsefe öğretmeni.
Yazarın Simeranya (gerçekte olmayan Samim'in kafasındaki ideal dünya) kurgusu çok başarılı. Yine Samim’in Meral'in yalanını yakalamasından sonra evde tek başına Meral’in hayaliyle tartışması ilginçti. Kitabın sonları daha akıcı, heyecanlı.
Romanın adı yalnızız. Çünkü her hâlükârda insan yalnızdır. Çünkü bir şekilde hiç kimse hiç kimseye tam benzemez ve tam anlayamaz. İnsanı yeri gelir eşi ve arkadaşı anlamaz.
Her insanda iki ayrı “ben” vardır. Bunun güzel anlatıyor roman, özellikle Meral üzerinden.
İnsan toplum içinde yaşasa da kendi içinde hep yalnız bir varlıktır. İç çatışmalarıyla, ahlak değerleriyle, modern toplumda bocalamalarıyla...
Romandan bana kalanlar;
-Besim yeşil zeytin tabağını ona doğru sürdü.
Şimdilik insanı bundan başka bu eve bağlayan lezzet yok.
-Sen çekil, ciddi bir adam gelsin.
Ismarlayayım. O gelinceye kadar hazırda ben varım.
-Mefharet, önündeki masanın üstünde duran sigara tablasını lüzumsuz yere eline aldı, havaya kaldırdı, mermer merdivenlere fırlatacakmış hissini veren bir tereddütten sonra tekrar yerine koydu. Seninle konuşulmaz dedi. Besim, büyük bir tehlike geçiren mavi kristale içinden bir “geçmiş olsun” dedi.
-Şu sabahki zeytinlere bir davetiye gönderelim de sofraya buyursunlar.
-Zıtlıklar ortadan kalkar veya uzaklaşırsa yalana lüzum kalmaz.
-Orada herkes, hastalanmadan evvel, hayatın çaresizlikleri önünde sinirlenmemeyi, isyan etmemeyi öğrenir.
-Çalışanlar ve sermayeciler arasında kazanç farkları nispetsizdir. İktisadi huzursuzluğun bundan doğduğu bellidir. Çaresi kazancı ayarlamaktır. Sendikalar, meslek teşekkülleri, devlet. Kim olursa olsun, insanda teşkilat dünyasının bu kadar ilerlediği bir dünyada bir paylaşma ve ayarlama sistemi bulmak o kadar zor mudur? Sermaye sahibi kar değil, sadece bir riziko hakkı alır. Fakir bugünkü dünyamızda olduğu kadar fakir değildir, zengin de prensler sınıfının şımarık çocuğu değildir. Kazanç farkları ayarlanmış ve azaltılmıştır.
-Utancı şüpheden kurtuluşunun ferahlığını bulandırıyordu.
-Kadın kısmı böyledir. Aşkı daima birinci planda, açlığın bile önünde görür.
-Tecrübeden sonraki idrak evvelkinden çok daha pahalıdır.
-Her insanın olduğu gibi onun adımlarında da şahsiyet vardı
-Masumiyet hasreti çeken günahkarın edepli duruşunu oldukça iyi taklit ederek gözlerini önüne indirdi.
-Kurtarıcı bir hastalık bekliyordu.
-Meçhule atılışın hayranlığıdır bu.
-Hakkı var Samim’in. Zaten onun en büyük kusuru haklı olmak.
-İnsan, öldükten sonra bırakacağı bütün hatıralarla, eserlerle, çocuklarla, ancak kendi memleketinde unutulmazlığın tesellisini bulabilir.
-Böyle hadiselerin zehri kalır insanın içinde. Bazen ömrünün sonuna kadar unutmaz.
-Gece odasına çekildiği zaman, akşamdan beri trende, yemekte, dışarının tesiri ile ikide bir kesintilere uğrayan düşüncesini tam bağımsızlığına kavuşturan yalnızlığın ferahlığı içinde derin bir nefes aldı, koltuğuna uzandı.
-Temiz bir manevilik havası içinde nefes alanların şeffaf vicdani.
-Bütün bu tereddütlerin hepsi manasız. Seni ondan ayrılmaya karar vermen, artık senin için onun mevcut olmadığını kabul etmen demektir. Bir hiçlik önünde hiçbir mesele kalmaz. Düşünme. Kes.
-Allah mı? Değil. Ona yakın bir şey. Dur, dur. İsmini bulacağım gibi geliyor. Var bir ismi onun. Fa.. fazilet.
-Her erkek benim için bir kuvvettir. Mutlaka fenalık için mi? Mesela Samim benim için bir destektir.
-Bu evde boğuluyorsun, çünkü bu ev senin namuslu olmanı istiyor.
-Kalbimin içinde balta ile ameliyat yapmak istiyorsun.
-İkincilerimize hakim olduğumuz nispette insanız.
-İnsanın benliğindeki bu ikilik en az yarım asırdan beri malumdur. Birine “sosyal ben”, hatta “resmi ben”, ötekine “asıl ben”, “temel ben” dendiği olmuştur.
-Doktor hiç ümit yok, dedi. İkinci defa bir insanı yaratamayız.
-Fakat bana da bir bayılma gelmek üzere. Daha ziyade ruhi. Bir insan sesi duymak için sana telefon ediyorum.
İstersen hemen geleyim ağabey
Hayır. Telefonu odana götür. Sıkılırsam yine seni ararım. Çünkü bu hareket beni kendi kendime boğulmaktan kurtarıyor.
-İnsan kuşların nasıl uçtuğunu hissetmelidir. Küçük çiçeklerin sabahları hangi kımıldanışlarla açtığını bilmelidir.
-Bırak şu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik merakına, kov şu nicelik fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil ,an, gör, kendi içinde gör Allah’ını.