Yaşanmışların üzerine kurulu bir kitap, ızdırapların üzerine kurulmuş hak edilmiş bir gelecek, acıların ve neredeyse 600 yıllık bir intikam ateşinin üzerine kurulmuş bir katliam... Dünyanın, büyük sayılanlarının ileri gelen, sözü geçenlerinin dillerinin lâl olduğu bir insanlık suçu...
Osmanlı zamanında I. Kosova Savaşı'yla (1389) hezimete uğrayan Sırp komutan Lazar önderliğindeki Balkan ordusunun, I. Murat'ın iki tarafın da büyük kayıp verdiği bu muharebe sonrasında "Allah bana bir daha böyle zafer göstermesin" demiş olmasına rağmen içlerinin soğumayışını en çıplak haliyle anlatıyor kitap.
Okurken Suada ve Tarık'ın kopkoyu bir karanlıkta diri tutmaya çalıştıkları sevgilerini, bağlılıklarını işliyor.
Aşk denilen hissin en hastalıklı halini ise Vukadin sunuyor: "Öldürün, benim olmayan başkasının da olmasın." diyerek.
Kitabın dili başlangıçta çok akıcı geldiği için sizleri yetkinliği konusunda düşündürebilir ancak ilerledikçe yaşanan acılar, dönemin özellikleri ve aktarılan bir takım tarihsel akış sizleri askeri ve tarihsel bir dram filmi izliyormuşsunuz hissine kaptıracak. Eleştirdiğim bazı noktalar oldu tabii bunlardan biri de:
"Boşnakların hamisi kim peki ?"
-"Bir zamanlar Osmanlı Türkleriydi. Bizleri yıllar yıllar önce yüzüstü bırakıp gittiler. Onlar bu topraklardan çekip gittikten sonra da Boşnak halkının hamisi diyeceği kimsesi kalmadı." (S.54) Şeklindeki alıntıdır.
Hiç kimse yaşamadığı bir acının hakimi de yargıcı da değildir, keskin bir söz söylemek bu bakımdan mümkün değildir ancak yine de Türk halkı için böyle bir cümle geçmesi gerçekten böyle mi aktarılmalıydı dönemin özellikleri diye düşündürüyor.
Bugün 11 Temmuz 2025.. Yaşananların her zaman hatırlanması mümkün değilse de unutulmaması için yerinde bir kitap tavsiyesi diye düşünüyorum.İyi okumalar..