KİM DELİ?
Okuduğum en iyi hikaye diyebilirim. Fakir bir şehide tımarhaneye kapatılmış İvan Dmitriyeviç ve yine aynı tımarhaneye görevlendirilmiş doktor Andrey Yefimiç'in garip dostluğunu anlatan bu eser sizi kesinlikle sıkmayacak. Aralarında geçen diyaloglarda en ironik olanın Dmitriyeviç'in toplum tahlillerinin doğru olmasına rağmen aynı toplum tarafından deli olarak kabul edilmesiydi.
Anton Çehov, devletin, bürokrasinin ve insanlığın duyarsızlaşmış halini Altıncı Koğuş üzerinden yalın ama etkileyici bir dille bize iletmiş. Tüm gününü odasında kitap okuyarak ve bira içerek geçiren, toplumdan oldukça uzak bir doktor olan Andrey Yefimiç, aslında doktorluğu hiç sevmez. Bunu zaten hikaye boyunca hissediyorsunuz. Haftada belki bir iki kez yaptığı hastane ziyaretlerinde ilgisini Dmtriyeviç çeker. Onunla yaptığı sohbetlerde yıllardır aradığı felsefi doyuma ulaşır ve bu ilk ziyareti son ziyareti olmaz. Bu sohbetler hastanenin hatta şehirdeki insanların dikkatini çeker ve olay örgüsü bambaşka bir yolda ilerlemeye devam eder.
Hikaye boyunca, hatta bu satırları yazarken bile yazarın çok iyi bir şekilde betimlendiği pislik kavramı halen midemi bulandırıyor. Hastanedeki düzensizlik ve ahlaki çöküş toplumun kendisini yansıtıyor aslında. Kendinizi "Aslında bu böyle olmamalı bunun doğrusu budur düzeltilmeli!" derken bulabilirsiniz. Ama saygıdeğer okurlar bu pek mümkün değildir. Çünkü toplum kolay kolay düzelmez. Eğitim gereklidir. Eğitim ise meyvelerini yıllar sonra verir.
Acıyı tatmamış, tabiri caiz ise el bebek gül bebek büyütülmüş doktorumuz acıyı hastaları kadar kolay kaldırabilecek miydi?
Kitapla ve saygı ile kalın.