Necip Fazıl'ın kaleminden gayet hoşlanacağınıza iddiaya girerim.
Daha önce hiç okumadığım bir yazar. Almıştım ve kitaplığımda öylece duruyordu, artık toz toplamıştı. İlk başta çerezlik bir kitap diye aldığım bir kitaptı, bitince bir süre duvara bakakalmıştım.
Ana karakterimiz bir piyes, yani roman yazıyor ve romanında da karakterin babası kendisini bahçesinde ki incir ağacına asıyor. Asıl dikkat çeken ayrıntı ise piyesin yazarının da bahçesinde bir incir ağacı olması. Bir gazetecinin de bu detay dikkatini çekiyor ve ana karakter, yani Hüsrev'in evine röportaj için geliyor. Bu röportaj ise bir nevi Hüsrev'in hayatında ki dönüm noktası oluyor.
Kitapta Hüsrev'in çökmesini okuyoruz kısacası.
-İçinde haklı bulduğum çok fazla cümle vardı, fakat kitabı olurken 1000 kitapta olmadığım için alıntı olarak yükleyememiştim, bunun için fazlasıyla üzgünüm.-
Hüsrev kitabında bir adam yarattığını söylüyor fakat zamanla bunun Tanrı'ya özgü bir nitelik olduğunu fark edince içsel bir çöküş yaşıyor. Hüsrev zaten piyesi yazarken de derin düşüncelerden, sorgulamalardan gerçek hayata -tam olarak- ayak uyduramayan birisi. Yazdığı piyes öyle bir hâle geliyor ki varoluşsal çöküntüler, hayat gayesinde ki iç karmaşıklıklar dayanılmaz bir hâl almaya başlıyor. Yazdığı piyesi kendine inandırarak, çok içsel bir şekilde yazdığı için bir süre sonra yazdığı bütün o hikâye gerçek dünyayla karışmaya başlıyor. Yani yazar kendi yazdığı kurgu ile kendi hayatı arasında ki o ince çizgide dolaşıyor. Bu da onu fazlasıyla yıpratıyor.
Kitabı bu şekilde anlatabilirim, biraz daha devam edersem iş tanıtımdan çıkıp özete doğru gidecek. Kitapta bir sürü tema işleniyor ve bu temalar insanın içine öyle bir işliyor ki kitabı okurken Hüsrev ile ortak dertleriniz oluyor.
Yazar, ana karakteri özenerek yapmış, burası belli. Hikâye ve ana karakter öylesine içinize işliyor ki bazen siz bile farkında olmuyorsunuz.
Doğruya doğru, Hüsrev'den korktuğum zamanlar da oldu, onun yanında olup ona sarılmak istediğim zamanlarda. Diğer kişilere aykırı fikirlerini açığa getirdiği için bir süre sonra deli lakabı takılıyor ana karakterimize. O zamanlar kitabın içine girip insanın bütün bu sığ düşünceli insanlara bağırası, pataklayası geliyor.
Bu kitapta Hüsrev'i hissedeceğinize, fikirlerinde kendinizi bulacağınıza inanıyorum. Umarım bir nebze olsun kitap hakkında olan fikirlerinizi belirginleştirmişimdir. Keyifli okumalar.
Dipnot: Delilik bir kusur değil, ayrıcalıktır.