Bir çocuk düşünün; istediği her şeye sahip, istediği her şey oluyor. Öyle ki her istediği hemen olunca hem doyumsuz oluyor hem elindekilerin kıymetini hiç bilmiyor hem de her şeye çaba bile göstermeden zaten sahip olduğu için herhangi bir amacı olmaz. Amaç olmayınca çaba olmaz, çaba olmayınca değer bilinmez. Değer vereceği bir şey olmayınca da mutluluk olmaz. Irene adlı kahramanımız tam da böyle bir kadındır. Doğuştan şanslı (ki bana göre çok da şanslı değil) zengin ailede büyümüş, evlendiğinde de zengin ve çevresinde tanınan bir avukatla (Fritz'le) evlenir. Bir kızı bir oğlu olur. Evliliği boyunca da her istediğine sahiptir. Seven bir eş, hizmetliler, şoför, mürebbiye... Yalnız bir şeyi eksik, o da mutluluktur. Irene evde oturmayı sevmeyen, sürekli elit kişilerin toplanıp yeptığı etkinliklere katılır. Yine bir gün bir gece toplantısına katılırken orda genç bir piyanist ile tanışır ve görüşmeler tekrarlanarak kısa sürede onun metresi oluvermişti. Aslında piyanisti sevmiyor, ona aşık da değildi. Tek aradığı şey maceraydı. Bir macera uğruna evliliğini yok sayarak piyanist ile görüşmeye devam etti. Bir gün yine piyanistin evine gitti. Çıkarken kimse onu tanımasın diye tül, şapka takar. Tam piyanistin evinden çıkıp dış kapıya kendini atıyordu ki piyanistin asıl sevgilisiyle karşılaşır. Sevgili, Irene'ye kötü sözler söyler. Irene; sevgili olan kadına bir daha piyanist ile görüşmeyeceğini, onu rahat bırakmasını ister. Ama kadın rahatlık vermez, Irene de sözünde durmaz. Irene ile piyanist yine buluşur, sevgili yine onları görür ve Irene'yi tehdit eder. Sevgili olan kadın Irene'nin evinin adresini bir şekilde bulur ve şantajlara başlar. Sürekli ondan para istemekte ve her defasında daha fazla istemektedir. Kocasına her şeyi anlatır korkusuyla her seferinde parayı vermektedir. Irene'yi öyle bir korku sarar ki artık piyanistle görüşmeyi bırakın evden bile çıkmaz. Bu durum evde bulunan herkesin dikkatini çeker, haliyle kocasının da. Kocası her ne kadar ona her şeyi anlatabileceğini söylese de kadın sahip olduğu her şeyi kaybeder korkusuyla hiçbir şey anlatmaz. İtiraf etme konusunda karısını hep mesaj dolu konuşmalarıyla cesaretlendirmeye çalışsa da çabası boşunaydı. Irene, evde kaldığı süre boyunca aslında kocasını hiç tanımadığını fark eder, her şeyi kaybetme korkusu sarınca da daha önce bakmaya bile tenezzül etmediği her şeyin kıymetini anlamaya başlar. Yaşananlardan pişmanlık duyup her şeyi kocasına itiraf etmek istese de tam itiraf esnasında korkar ve anlatmaktan vazgeçer. Sevgili, son bir kez daha Irene'ye şantaj yapmak için evine kadar gelir. Kendisinden yüklü miktarda para ister. Irene veremeyince rehin olarak parmağındaki (nişan) yüzüğünü ister. Vermek istemese de kocasının eve döndüğünü duyunca kadının bir an önce gitmesini istediği için yüzüğünü verir, ama bir sonraki gün para karşılığında tekrar alacağı konusunda anlaşırlar. Fritz, Irene'nin parmağında yüzüğü olmadığını farkedip sorunca Irene bir yalan uydurmak zorunda kalır. Irene, bir sonraki gün yüzüğünü geri almak için kadını aramaya çıkar, ama bulamaz. Sinirleri bozulan Irene, artık ölüp tüm yaşananlardan kurtulmak ister. Bir sonraki gün yine kadını aramak için yola çıkar ve yine bulamaz. Arama esnasında bir iki kere takip edildiğini hissetti, ama ne zaman arkasına baksa kimseyi görmezdi. Artık kesinlikle ölmeye hazır olduğunu düşünüp eczaneye ilaç almaya gittiği vakit kocası yanına uğrar ve eşini eve götürür. Kadın hem korkudan hem de sinirden hüngür hüngür ağlamaya başlar. Kocası vicdan azabı çekip karısını yatıştırmaya çalışır ve bir itirafta bulunur. Aslında en baştan beri her şeyi bildiğini, şantajcı kadını kendisinin ayarladığını, kendisine bir oyun oynayarak korkmasını sağlayıp böylelikle yuvasına çocıklarına geri dönmesini sağlayacaktı. Kısacası ona bir ders vermek ister, ama Irene'nin bu durumdan bu kadar etkileneceğini kestiremediğini söyleyip om6dan özür diledi. Şantaj yapan kadının da bir daha hiçbir şekilde karşısına çıkmayacağını söyleyerek rahatlamasını istedi.