Ana karakterimiz Sarah'ın hayatı gecenin bir yarısı aldığı telefonla mahvolur. O andan itibaren iki aydır evli olduğu kocasıyla ilgili aslında hiçbir şey bilmediğini anlayan Sarah kendini cevapsız sorularla dolu bir halde bulur. Aslında tek görevi ona acı haberi vermek olan Nick O'Hara da bir süre sonra Sarah'ın hayatına dahil olur ve işler karışmaya başlar.
Spoiler olabilir.
Şimdi öncelikle nereden başlasam karar veremiyorum. Tess Gerritsen'dan okuduğum 6. kitaptı. Yazarın kalemini seviyorum, beni inanılmaz ters köşe edemedi şu ana kadar ama okurken gerçekten zevk aldığım ve akışına kapıldığım kitaplar yazıyor ama bu kitaptan istediğim verimi alamadım maalesef.
Öncelikle yazarın, her kitabında araya az da olsa çok da olsa romantizm karıştırma derdi var. Şu ana kadar okuduğum her kitabında sürekli yaptığı bu şeyden gerçekten bıktım artık. Polisiye ve gerilimlerde nefret ederim zaten ve bu kitapta da suyu çıkmıştı. Romantizmin ana konudan daha çok öne çıktığını düşünüyorum.
Ayrıca iki karakter de çok sinir bozucuydu. İkisinden de ayrı ayrı bahsetmek istiyorum.
Sarah: Bakın bu kadın zeki gösterilmeye çalışılmış bazı yerlerde ama aynı zamanda "savunmasız" "aciz" ve "zayıf" da olması gerektiği için ortaya çıkan şey biraz garip bir kadın olmuş. Kadın gerçekten bu üç etiket üzerinde döndürüldü dolaştırıldı takla attırıldı oturtuldu evi falan oldu bu üç kelime o derece. Bir de arada başka karakterlerin arasında sürekli şey diyalogları döndürüldü. "O kadın bir gün bile tek başına hayatta kalamaz." "Tanrım yanılmışız, kadın çok zekiymiş onu küçümsememeliydik. *Amerikan dublaj, LANET OLSUN."
Yani tamam anladım, gerçekten her sayfada görünce anladım. Bu kadın çok savunmasız ama aynı zamanda ajanların ağzını açacak kadar zeki (max amerikan ajanı işte). Ama aslında inanılmaz salak bir karakter yani öyle böyle değil. Bir yerde kocasını bulmak için bir kadına düşüyor yolları Nick'le. Kadın bilmiyorum falan diyor bunlara sonra Nick'ten gizli Sarah'a not veriyor. Benimle kel mahmutun berberinin önünde buluş VE KİMSEYE GÜVENME diye. Sarah diyor ki hmm Nick'e güvenmedi, o yüzden bu notu bana gizlice verdi. Ben bu adamla yattım, tüm varlığımı ona bağlamaya aşırı hazırım ve şu anda beni önemsediğini bildiğim tek kişi bu adam o benim için her şeyi yaptı bla bla bla ama daha yeni tanıştığım bir kadın onun yanında konuşmadı. TANRIM ONA GÜVENMEMELİYİM. KİMSEYE GÜVENEMEM. O yüzden gideyim hiç tanımadığım bu kadınla buluşayım çünkü o herkes değil ne de olsa ( *︾▽︾)
Max Amerikan zekası deyip geçiyorum.
Nick: Bu adam çok değişik bir elemandı ya. Böyle elimi omzuna koyup abijim iyi misin yaa, Eros'un okuyla mı vuruldun falan diyesim o kadar geldi ki anlatamam. NEYSE HER ŞEY SIRAYLA, ŞİMDİ;
Öncelikle bu adamın işi sadece Sarah'ı arayıp ona haberi vermesi. Ama neymiş efendim Sarah'ın söylediği bir şeyler onu işkillendirmiş. Bu işe bulaşıyor ama Sarah'ı gördüğü andan itibaren onun zayıflığı, savunmasızlığı, acizliği vs vs Nick'in içinde yıllardır uyanmayan erkeksi duyguları, koruma içgüdüsünü harekete geçiriyor ve bir süre sonra tek istediği Sarah oluyor.
Bu tanımlar bana değil bizzat yazara ait bu arada ^_____^
Bakın. Aşka inanmayan on iki yaşında bir velet değilim ama Nick'in aşk uğruna katlandıkları da ÇUŞ AMA ARTIK dedirtti. İşinden oldu, kıta değiştirdi, ölümle burun buruna yaşamaya başladı, yıllarca gizlenmek zorunda kalabileceklerini öğrendiğinde hiç ikiletmeden kılık değiştirmeye başladı, vatan haini damgası yedi, uzuyor liste böyle. Abi sen bu kadını sadece iki haftadır tanıyorsun... Bu neyin aşkı, öl deseler ölecektin iki haftalık eleman için. Hani günümüzde basılan kitaplarda, okurlar erkek karakteri sevsin diye ona kırk takla attırılıyor ya, Tess ablam bunun modasını ta 1987'de başlatmış meğersem.
Polisiye kısmına gelirsek zayıftı. Romantizm ön plandaydı. Gerilim katmak için farklı karakterlerin bakış açısından random sahneler vardı ama hmm öyle miymiş falan diye diye okumamdan başka bir kaderleri olmadı onların da. Ha bir de kitabı okurken inanılmaz derecede babamla oturmuş görüntü kalitesi düşük, kadın karakterin cırlamaktan, erkek karakterin "erkeklik" yapmaktan başka bir şey yapmadığı ne idüğü belirsiz eski bir aksiyon filmi izliyormuş gibi hissettim.
Öyle yani. Çok üzerine konuşulacak bir şey de yok aslında. Aşırı aşırı kötü değildi ama beklentimi karşılamadı maalesef. Yazarı okumaya devam edeceğim çünkü gerçekten sizi alıp götüren bir kalemi var. Yazarı okumaya başlamak isteyenlere de bu kitaptan ve Kayıp Kızlar'dan uzak durmalarını tavsiye ederim. İkisi de romantizmle harcanmış zayıf polisiyeler. Kitapta vahşet vs yok ama üstü kapalı bir smut sahnesi olduğu için +16 diyeceğim.