Asıl Gerilim Chess'in Manipülasyonlarıydı;
7/10
·272 syf.··
2025 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2025 00:00
Kitabın ilk 100 sayfasını birkaç günde, kalanını da birkaç saatte okudum. Gerilim öyle ince şekilde ayarlanmış ki bir noktadan sonra okumayı durduramadım. Olay akışında bir vahşet var. Yazar bunu bize en başta söylüyor fakat bu olayın ne zaman vuku bulacağını, geçmişte mi yoksa günümüzde mi gerçekleşeceğini bir türlü kestiremiyorsunuz. Karakterlerin hepsi o denli kendine has ki, herkes her an her şeyi yapabilirmiş gibi geliyor. Hiç boşa yazılmış karakter ve olay yok. Her şey okuyucuyu diken üstünde tutmak için tasarlanmış. Bu tarz inceliklerini beğendiğim bir kitap oldu. Kitabın içerisinde geçen şarkı sözleri çok şairaneydi. Karakterlerin sanatçı ruhlarını, kusurlarını, mükemmel taraflarını, çocukluklarını ve travmalarını her şekilde bize işlemeyi başarıyor yazar. Her karakterin derinlerine inebiliyoruz, sorunlarını veya yeteneklerini çok net görebiliyoruz ve ortalama 250 sayfalık bir kitapta 6-7 karakteri bu derinlikte anlatabilmek çok büyük bir meziyet diye düşünüyorum. Chess karakteri ile oluşturulan love&hate ilişkisi bence çok iyi verilmişti. Kitap Chess'i yererek başlıyor, zaman zaman yüceltiyor, daha sonra ise tekrar yererek okuyucuyu sürekli tetikte olmaya zorluyor. Emily ile Chess'in villadaki ilk günlerinden itibaren sürekli bir gerilim havası ortalıkta geziyor. Adeta Chess her an Emily'e bir şey yapacakmış gibi paronayakça düşüncelerle kitabı okumak zorunda kalıyoruz. Ama tabi ki kötü anlamda eleştireceğim yerleri de oldu, kitabın sonunda olayların bağlanışı bana umduğum etkiyi vermedi hatta hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. -Spoiler- Bu denli çalkantılı bir ilişkinin sonunun böyle bağlanması beni rahatsız etti. Kitabın daha ilk sayfasından itibaren Chess'e hep şüpheyle yaklaşıp artık olaylar kopma noktasına geldiğinde her şeyin tabiri caizse tatlıya bağlanması, bir anda kız dayanışmasının saçma sapan bir şekilde ortaya çıkması bence çok gereksiz bir sondu. Bütün kitap boyunca Emily'nin sıfır noktasından başlayıp kendi çabasıyla nasıl güçlendiğini okuyoruz. Emily kitabın her sayfasında kendine değer vermeye başlıyor, yazmak zorunda olduklarını değil kendi istediklerini yazıyor ve bunu artık eski kocasına, Chess'in oyunlarına, hastalığına "bana mısın" demeden gerçekleştiriyor. Kendi içindeki yaratıcı gücü ve kendini keşfetmesine şahit olurken, bir anda Chess'in -çok bariz- yalan ve manipülasyonlarına kanması ve aslında bunu göz göre göre yapması beni kitaptan biraz soğuttu. Bütün kitap boyunca Chess'in manipülasyonlarını okuduktan sonra, ustaca bile değil vasatça yapılan bir özür ve kendini aklama çabasına, kendini yeniden inşa etmiş zeki bir kadının bile bile kanması beni rahatsız etti. Sonlara doğru olayların kızışması ile ortaya çıkan Mari ve Lara arasındaki güçlü dayanışma anlaşılabilir durumdaydı. Fakat Emily'nin oturma odasında Chess'in üzerine atladığı sahneden sonra Emily için bir kopuş ve yeniden doğuş yazılabilirdi. Saman alevi gibi çarpıcı bir olayla kapanış sağlanır, Emily kendi yarattığı yeni hayatının tadını çıkarmak için yollara düşebilir ve Chess ile Matt de kendi kazdıkları kuyuda sonsuza dek kalabilirlerdi. Belki bu ikisinin hayatları çok kötü olmazdı ama Emily o gece yaşadığı büyük bir gerilimden sonra prangalarından kurtulmuş olmayı başarırdı ve böyle bir gerilim okumak okuyucuya çok daha büyük keyif verebilirdi. Aslında bu durumu özetlemek gerekirse bence Chess gibi narsist, hırslı ve manipülatif bir insanın yine new age saçmalıklarla Emily'e bile istediğini yaptırabildiğini görmek beni hayal kırıklığına uğrattı. Ki bence son sözlerden de anlayabileceğimiz üzere Emily de kendi kendini hayal kırıklığında uğrattığını görüyor fakat aslında para güç ve belki intikam için o da Chess'e göz yumuyor gibi gözüküyor. Çünkü kitap boyunca görüyoruz ki Emily her şey olabilir fakat aptal olamaz. Ve hatta son sözlerinde "İşte o zaman bunun bitmeyeceğini anladım. Bütün bu olanlardan kurtulma şansım o gölde Matt’le beraber boğulmuştu. Chess’i seçmiştim. Onu sonsuza dek seçmiştim." dediğinde aslında kendisinin de her şeyin farkında olduğunu anlıyoruz. Çünkü belki de kendi deyimiyle "menüdeki her şeyden iki tane söyleyebileceği" bir zenginlikteki hayat bütün bunlara değerdi. Asıl soru, tek başına da bu hayatı yaratamaz mıydı? O villada yeniden doğan Emily artık daha güçlüydü. Bir diğer konu, kitabın en başından beri yazar içimize birinin Emily'i zehirlemekte olduğu şüphesini yerleştiriyor fakat bu denli önemli ve hatta kitabın sonunu bağlamada kullanılabilecek anahtar bir konu bir daha karşımıza varsayımlar dışında bir şey olarak çıkmıyor. Bu durumun da tadı damağımda kaldı, sanki gerçek suç belgeseli izlerken yarıda kalmış gibi hissettim. Emily'nin hastalığının altından Chess'in çıkacağına son derece emindim çünkü Matt'in bunu yapacak kadar zeki ve cesaretli olduğunu düşünmemiştim fakat bu da diğer şeyler gibi kursağımda kaldı. Ayrıca Matt'i öldürmek zorundalar mıydı gerçekten? Çok zorlama bulduğum bir sahneydi. Yine de kitaptaki tüm erkeklerin önünde sonunda acınası sonlarından kurtulamamaları da bana tatlı bir keyif verdi. Sevdiğim ve farklı bulduğum bir nokta da, evet, Chess hırslı, başına buyruk, manipülatif biri olabilir ama kendine ait tarzı ile Mari'nin günlüklerinden ve yaşanan villa cinayetinden edindiği ilhamla kaleme aldığı yazı çok farklı bir bakış açısını gözler önüne seriyor. Dışlanan ve hor görülen Lara'yı, Chess'in kendi küçüklüğünden dolayı anlayabildiğini görüyoruz. Herkesin göz ardı ettiği, benim de Lara'yı okurken "bu karakter neden var ki" diye düşündüğüm yerlerde onu tek anlayan kişi, gün sonunda, yine Chess oldu. Ve şu an yazarken fark ediyorum ki yazarın bize derinliği olan, birbirlerinden tamamen zıt kutup bu dört kadını bu denli derin anlatabilmesi çok özel. Belki de asıl gerilim Emily'nin bile isteye kendini Chess'in kollarına bırakmasıydı.
VillaRachel Hawkins · Olimpos Yayınları · 2024338 okunma
·
56 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.