Başlarken "tükenmişlik" yerine "burnout" ifadesini kullanmayı tercih ettiğimi belirteyim, bence İngilizce kelime durumu daha iyi tasvir ediyor. (içeriden yanmaya başlamış ve nihayet alevleri dışarı taşmış bir motor gibi)
Öncesinde tükenmişlik sendromu benim için "ofis hastalığı"ndan ibaretti. Konunun kendimle o kadar alakasız olduğunu düşünüyordum ki karşıma "burnout" içeren herhangi bir içerik çıktığında resmen öfleyip geçiyordum. "Yine mi bu popüler sendrom?" dercesine... Meğer ben tükenmişlik hakkında sadece kulaktan dolma bilgilere sahipmişim. Bunu burnout tabirinin nispeten yeni olmasına bağlıyorum, zaten kitabımızın yazarları da burnoutu anlatmadan evvel anlamaya çalışmışlar. Öncesinde çaplı bir araştırma süreci var.
Bu kitabı babamı düşünerek almıştım aslında. 15 yıldır anesteziyoloji ve reanimasyon hekimi olarak çalıştığı ve son zamanlarda nöbetlerin getirdiği stresin onu "tükettiğini" hissettiğini söylediği için... Sonra benim de ilgimi çekti ve okumaya başladım. Kendimden bu kadar parça görmeyi beklemiyordum. Şu anda hiç tükenmişlik hissetmiyorum ve bu iyi haber. Ama okuduklarım hem geçmiş bazı dönemlerde gerçekten tükendiğimi hem de kişilik olarak tükenmişliğe yatkın biri olduğumu görmemi sağladı. Üstüne üstlük tıp öğrencisi olmama güldüm :)
Dışarıdan gelen yorumlara karşı hassasiyet, hafif-orta mükemmeliyetçilik, hayatta üstlendiğim işlere bir tür "çağrı" olarak bakma, genel olarak sorumlu hissetmek ve fazla sorumluluk almak, yüksek standartlar, başarısızlık korkusu gibi özellikleri bünyemde barındırmak beni bir burnout yaşamaya meyilli kılıyor(muş). Bunun farkında olmak güzel, en azından gelecekte tükenmediğimden emin olmak için kendime daha iyi bakacağım demek oluyor.
Genel olarak faydalı bir kitaptı, tükenmişlikle ilgili bilgi edinmek isteyenlerin