·318 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Temmuz 2025 15:34 Sonunda şu meşhur “Semerkant”ı ben de okudum ve ne yalan söyleyim biraz hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Arkadaşımın tavsiyesi şuydu “Fedailerin Kalesi Alamut” okuduktan hemen sonra okumalıymışım ama iyi ki öyle yapmadım yoksa kitabı ilk bölümde yarım bırakırdım. Bu tarz kitapların hiçbiri Alamut seviyesinde olamaz çünkü.
Neyse gelelim biz Semerkant’ımıza. Yazar bir Arap olduğu için midir bilemem ciddi şekilde Selçuklular yani Türkler karşıtı bir görüşü gözümüze sokuyor. Hak veriyorum diyebilirim bizim tarihimizde de Araplara pek sempatik yaklaşmıyoruz sonuçta. Olur da daha önce Melikşah ve Nizamülmülk hakkında hiçbir şey bilmiyor olsaydım bu kitaptan sonra Türkler hakkında negatif bir görüşüm olurdu.
Kitabın ilk bölümü Ömer Hayyam’a odaklanıyor. Ben tabii ki Cihan ile olan ilişkisine ayrı bir dikkat çektim, aşk varsa beni en çok o çekiyor :)
Hayyam’ın rubailerinden ne kadarı günümüze ulaştı, bunlardan ne kadarı uydurulmamış, hangileri gerçekten ona ait… Hayyam’ın döneminde bile ona ait olmayan yazılar onun olduğu iddia ediliyor. Kim bilir bizim dönemimize ne kadarı ulaştı?
İkinci bölümde daha çok siyasi tarihten, Melikşah, Terken Hatun, Nizamülmülk arasındaki anlaşmazlıklar ve rekabet ön planda. Bunu fırsata çeviren Hasan Sabbah. Olayların dışında kalıp kendi halinde yaşamaya çalışan Ömer Hayyam… İkinci bölüm en sevdiğim bölümdü nefes nefese okudum diyebilirim.
Üçüncü ve dördüncü bölüm de Hayyam’ın “Yazma” adı verilen rubailerinin olduğu kitabı bulmak için İran’a yola çıkan ve reform hareketleri içinde hayatta kalmaya çalışan bir Amerikalı: Benjamin O. Lesage. Ailesi Ömer Hayyam hayranı olduğu için ona Omar adını da vermişler.
Bir anda kitap baştaki olaylardan uzaklaşmış ve yakın geçmişe odaklanıyor. Ama biz bunu okumak istemiyoruz ki. Yazar bey ne yaptın??? Son bölümlerde gerçekten çok sıkıldım, puan kırma sebebim de tamamen bu. Zaten olaylar başkent Tahran’da geçiyor ama kitabın adı SEMERKANT. Son iki bölüm hayal kırıklığı oldu ama Lesage işe Şirin aşkı yine beni kendine çekti.
“Kim bilir belki yolumuz tekrar kesişir…”
Hayatım boyunca İran’ın yeri bende bambaşka oldu. Sebebini bilmem ama beni çekiyor bu topraklar. Aşk, sanat, din, tutku, haz, nefret, güç… Ne ararsan var bu coğrafyada. Elbet bir gün İran’a gideceğim. Kim bilir sayfalarda okuduğumuz yerlere dokunabilirim de. Belki bizim de yollarımız kesişir.
Semerkant: Dünya’nın ezelden beri Güneş’e çevirdiği en güzel yüz.