Bu kadar kısa bir öyküye nasıl bu kadar yoğun duygular sığabildiğini hayret ettiğim bir kitap oldu.
Kahramanımız kendini hayalperest olarak nitelendiriyor. Hiç bir seye sahip olmamasına karşın her şeyi kaybetmekten de oldukça ürken biri. Bir gün ağlayan bir kadına rastlar, Nastyenka'ya . Kendisi tam anlamıyla, kendisinin de deyimiyle basit bir kız. Hikayesini, kahramanımızın aksine hiç süslemeden, herhangi bir anlaşılma güdüsü duymadan anlatır. Babaannesine bağımlı genç kadın, kendisine acıma ile karışık ilgi gösteren ilk erkeğe aşık olmuştur. 1 sene boyunca kendisini bekler, o süre dolduğunda da ona kavuşmayi beklediği gecelerde kahramanımız ona eşlik eder. İçten içe kendisine aşık olur ve kızın tam olarak reddildiğine emin olduğu bir an dayanamaz ve aşkını itiraf eder. Sonrasında genç kız, hem kendini hem kahramanımızı kandırır. Onunla tüm gece gezer, dolaşır, güler önceki aşkı icin ağlar. Sözler verir. Sonrasında ise karanlıkta beliren eski aşkı ile ortalıktan kaybolur. Öylece çekir gider. Kahramanımız ona kızamaz bile çünkü kendisi için sadece o an tüm ömrüne bedeldir. Nastyenka'ya zalim diyemiyorum çünkü kendisi de defalarca kez kahramanımızın o adamın yerinde olmasını onun yerine kendisini sevmesi gerektiğini düşünmüştür, zaten. Ama o aşk çoktan başkası için yeşermistir kalbinde.