Ana karakterin bir ismi yoktur. Sonlara doğru kendisinden hasta olarak bahseder. İsim belirtmemesi, bu hissi yaşayan herkesi içerdiği anlamına geliyor benim için. Bu yanını çok beğendim.
Kemik veremi hastasıdır karakter. Nüzhet’e aşıktır. Hastalık hissini, hastaneleri o kadar güzel anlatmış ki Kloroform kokusunu bile alıyorsunuz. Bacağının kısalacak oluşu canını çok yakmaktadır.
İncelikli bir dili var. Kendi hayatında da hastalıklarla boğuştuğu için biyografi gibi çok gerçek bir yerden yazılmış.
“Nüzhet bana yalan söyledi. Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir. Çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, camlar kırılmalıdır hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır.”
“Erenköy‘den bıktım. Sinekleri bile yeknesak.”
“Otuz beş senedir karısını seviyormuş, iki kere gülümsememiş.”
“Vücudumun büyük bir parçasını kaybetmek hayaline bir saniye katlanamıyorum, içime baygınlık geliyor, ellerimle hasta bacağı tutuyorum ve onun ölümünü kendi ölümümden daha dehşetli buluyorum.”
“Büyük bir hastalık geçirmeyenler her şeyi anladıklarını iddia edemezler.”
“Dünyanın bütün tavanlarına lanet olsun. Arka üstü yatmaktan usandım. “
“Burada ıstıraba ve tevekküle o kadar alıştım ki onları bırakırsam ruhumun bir parçası kesilmiş gibi boşluk duyacağım.”
“Onunla aramızda her şey o kadar bitmiş ki bir kelime bile konuşamıyoruz.”
“Bana uzatılan ellere bir uçurumun dibinde imişim gibi sarıldım.”
“Yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum.”