7/10
·976 syf.··
2025 51. kitabı
Türkçeye daha yeni çevrilen 900 sayfalık bir külçe: Portakal Ağacı Manastırı. Kaosun Kökleri serisinin 1. kitabı ama seri olmasına rağmen kitabın bir finali var; yani tek kitap gibi okuyabilirsiniz. Siz de benim gibi kapağına vurulup “Bu kapaktaki resmin hikayesini öğrenmeliyim” diyorsanız ama 900 sayfa gözünüzü de korkutuyorsa, belki bu inceleme yardımcı olabilir. Önce spoilersız, sonra da konuyu detaylıca anlatacağım. Fantastik ve feminist bir roman bu; özellikle feminist oluşunun altını çiziyorum çünkü erkek karakterler biraz yan karakter olarak kalıyor. Ve yüksek romantizm beklentisiyle almayın; fantastik ögeler ve dünya inşasının detaylı anlatımı ön planda. Ejderhaların var olduğu zengin bir fantezi evreninde geçiyor. Doğu ve Batı krallıkları arasındaki gerilim, eski bir tehdidin yeniden yükselmesiyle tehlikeli bir hâl alıyor. Güç, inanç, bağlılık gibi temalar etrafında şekillenen kişisel yolculuklarla dolu. Tolkien kitaplarında olduğu gibi detaycı bir anlatımı var. Bir de queer karakterlerin de olduğunu bilmenizi isterim. Artık hikâyeyi detaylı anlatmak istiyorum çünkü şu an çevremde kimse okumadığı için bir an önce içimi dökmem gerek :) Spoiler olacak! Kitabı okuyanlar ya da okumayı düşünmeyenler veya spoilerdan etkilenmeyenler devam edebilir. Hikâye yapısı Hikâye Doğu ve Batı medeniyetlerinin farklılığı üzerinden ilerliyor demiştik. Ana fark şu: Doğu, ejderhalarla barışık ve iletişim hâlinde (su ejderhaları var). Batı, ejderhalarla savaş hâlinde (ateş ejderhaları, yani Wyrm’ler var). İki medeniyet de “İsimsiz Olan” adlı devasa ejderhanın bin yıllık uykusundan uyanmasından korkuyor. Kitap 4 ana koldan ve 4 ana karakter üzerinden ilerliyor. Şimdi karakterlere bakalım: 1. Tané (Doğu kültürü) Hikâye, Tané isimli savaşçı bir kızımızın inzivası sırasında sudan çıkıp gelen bir yabancıyla karşılaşmasıyla başlıyor. Tané bir ejderha binicisi olacak ve ertesi gün sınava doğru yol alacak. Ama şimdi bir yabancıyla karşılaştı; bunu bildirirse karantinaya alınacak çünkü adaya yabancıların girmesi yasak. Ejderik bir veba durumu yüzünden. Sınavı riske atmamak için güvendiği bir arkadaşına durumu anlatıyor ve yabancıyı ona teslim ediyor. O da Hekim Ross’a rica ediyor: “Evinde sakla.” (Bu durumun ilerleyen sayfalarda başımıza iş açacağı garanti diyerek devam ediyoruz.) Tané’in macerası ve yolculuğu başlıyor; sınavları ve antrenmanlarını okuyoruz ve onu daha yakından tanımaya başlıyoruz. Tané çocukluğundan beri ejderha binicisi olmak istiyor ve yaşadığı toplumda ejderhalar ve binicileri kutsal. Buradaki su ejderhaları insancıl. Ve tabii ki sınavları geçiyor, bir ejderhası oluyor. Aralarındaki iletişim mükemmeldi; yazar bir ejderhayla bağ kurmanızı sağlıyor. Bu süreç ilerlerken Doğu'ya dair birçok destansı kısa hikâyeyle süslenmiş anlatım var. Ama bu hikâyeler geçmişe dair ipuçları barındırıyor, bağlantılar veriyor. 2. Sabran (Batı kültürü) Sabran, geçmişi neredeyse bin yıllık olan Batı İmparatorluğu’nun prensesi. Eş adaylarını biraz ukalaca geri çevirdiği bölümlerle tanışıyoruz onunla. Evlenmesi zorunlu çünkü şöyle bir kehanet var: Bu soy devam ettikçe bin yıldır uyuyan ejderha, İsimsiz Olan, uykusundan uyanmayacak. Sabran ne evlilik ne de çocuk istemiyor ama bu gerekli olduğu için de korkutulmak amacıyla sürekli suikastlara maruz kalıyor. “Korksun ve bir an önce evlensin, soy devam etsin” politikaları... En yakın arkadaşları Loth ve Kit’i de bu zorlu günlerde devlet başka bir yere göreve gönderiyor. Tek dayanağı, oda görevlilerinden Ead — ve bir nevi onun koruması. Gizemli ana karakterimiz kendisi ve asla bağ kuramadım nedense. Kehanetin hikâyesi şöyle: Bin yıl önce İsimsiz Olan her yeri yakıp yıkıyormuş. Batı kralı demiş ki: “Biz sana her gün insan adak verelim, saldırı yapma.” Bu adak insanlar kura ile seçiliyormuş. Bir gün kuradan prenses çıkmış ve kral kızını göndermek zorunda kalmış. Prenses tam ejderhayla karşılaşacakken bir şövalye çıkıp prensesi kurtarmış, ejderhayı yaralamış ve onu uykuya göndermiş. O günden sonra prenses ve şövalye Altı Erdem dini'ni yaymış ve işte bu soydan geliyor Prenses Sabran. Ama aslında bu hikâyenin gerçek yüzünü sayfa 700’lerde öğreniyoruz. Prenses evleniyor, hamile de kalıyor. Ama bir suikast yapılıyor ve eşi ölüyor; karnındaki bebeği de bir saldırı sonucu kaybediyor. Artık soy tükeniyor bu durumda. 3. Hekim Ross (64 yaşında) Sevmediğim bir karakter daha :) Tané’in yabancıyı arkadaşına, onun da Ross’a teslim ettiğini hatırlarsınız. Bu yabancı aslında bir elçi: Doğu ve Batı ancak birlik olursa İsimsiz Olan ile savaşabilir diye ikna için gelmiş. Ve bu yabancının ardında bekleyen eşi kim çıksın? Beğenirsiniz! Hekim Ross’un gençlik aşkının torunu... Bunun hatrına onu dinliyor ve saklıyor. Ama esas niyeti o toruna — Truyde adında sarayda bir nedime — ulaşmak. Ve Ross’un ana motivasyonu: Ejderha kanı ve puluyla ölümsüzlük iksiri yapmak. Bu uğurda Tané’e şantaj yapacak. Tané suçunu itiraf etmek için şehrine döndüğünde, yabancıyı Ross’a teslim eden arkadaşının idamını görecek. Off :( Hem ejderhasını bırakmak zorunda kaldı, hem bu durumu itiraf etti, hem de en yakın arkadaşının ölümüne neden oldu. Bu kız nasıl toparlanacak ki… Kitaptaki favorim başından beri Tané oldu. Neyse. Ross araştırmalarını yaparken korsanlar tarafından yakalanıyor, ejderhamız da tutsak. Bu korsanlar dut ağacını arıyor çünkü ölümsüzlüğün sırrını verdiğine inanılıyor. Ross ile ortak amaçtalar. Ejderha kurtulana kadar okumayı bırakmadım. Ve kurtuldu. Tané toparladı, güçlü kız. Ross’u da bağışladı. Ross kısmını fazla uzatmayacağım. Bu arada: Dut ağacı kurumuş ve içindeki cevher artık içinde yok. Acaba nerede? Cevabını birazdan vereceğim. 4. Loth Prenses Sabran’ın arkadaşı. Göreve gönderilmişti. Detaylarını çok anlatmayacağım ama yolu Güney’e düşüyor. Güney de Portakal Ağacı Manastırı’nın olduğu bölge. İşte bu noktada Portakal Ağacı Manastırı hikâyesini öğreniyoruz. Hani yukarıda şövalyenin kurtardığı prensesimiz vardı ya… O olay aslında öyle yaşanmadı. Gerçekler: Prenses ejderhayla karşılaşacakken şövalye geliyor ve elinde Ascalon kılıcı var. Bu kılıç kutsal alıç ağacı cevherinden yapılmış. Ama şövalye korkup kaçıyor. Kılıcı prenses Cleolind alıyor. Kaçma-kovalama derken prenses bir portakal ağacına sığınıyor ve o an ağaç ona bir güç bahşediyor. Ejderhayı yaralıyor. O günden sonra orası manastır oluyor ve hiçbir şövalye içeri alınmıyor. (Feminist dokunuşlar tavan.) Peki bizim korkak şövalye kiminle evlenmiş? Şekil değiştirebilen orman cadısıyla. Cadı, ona geçmişte alıç ağacından kılıcı veren kişi. Aynı zamanda sonra da aşkından prensesin kılığına girip karşısına çıkıyor. Bu kısımlar beni olumsuz etkiledi. Bu durumda 3 ağacımız var: Portakal ağacı: Prenses Cleolind’i temsil ediyor. Alıç ağacı: Kılıcı oluşturan ve ateş püskürenleri öldürmek için gerekli cevheri barındıran ağaç. Dut ağacı: Ölümsüzlüğün sırrını taşıyor. Bu cevheri, Tané’in büyük büyükannesi olan Neporo, kızının karnını yarıp içine dikmiş. Sonuç itibariyle: Güçler, cevherler birleşir. Kötülük uzaklaştırılır. Heyecanla okudum diyebilirim ama yoruldum da biraz. 5 günde okuyunca duygularım da yoğundu. :) Anlattıkça anlattım… Genel Değerlendirme Karakterler derinlikli mi, inandırıcı mı? Evet. Gelişim süreçleri var mı? Evet, kesinlikle. Diyalog yönünden? Eh, diyebilirim. Dünya İnşası Mekânlar, toplum yapısı, kurallar, tarihsel arka plan? Kesinlikle detaylı. Kurgu ve Yapı Olay örgüsü dengeli mi? Güney kısmını daha çok okumak isterdim. Unutamayacaklarım arasına girdi. Yazarın diğer kitaplarına da şans veririm.
Portakal Ağacı ManastırıSamantha Shannon · Pegasus Yayınları · 202522 okunma
·
1.076 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Türkçeye çevrilmesini merakla beklediğim bir kitaptı🙌