Puan vermedi·492 syf.··
2025 352. kitabı
1947 doğumlu, Hint asıllı, Britanyalı-Amerikalı yazar ve romancı Selman Rüşdi tarafından yazılmış ve dünyanın en çok beğenilen 100 romanı arasında ilk 10’a girebilen bir şaheser. Eser gerçekten çok büyüleyici ve sürükleyici. Daha önce okuduğum Mahabarata ve Ramayana destanlarındaki temel anlatım ve anlatıcı tekniğini kullanan yazar batı Edebiyatı tekniğindeki yoğun betimlemeleri de başarılı bir şekilde sentezleyebilmiştir. Düş ve gerçek içine geçmiş durumda. Romandaki temel karakterler 1001(Binbir) kişi olup 1947’deki Hindistan’ın bağımsızlık ilanının yapıldığı gecede doğmuşlardır ve romandaki anlatım tekniği gibi kahramanlar da bir yönüyle geleneksel hint mitolojisiyle batı realizminden etkilenerek rollerini oynarlar. Kahramanların doğu ile Batı’nın ayrım çizgisi veya bıçakağzı olan Hindistan’ın Bağımsızlığı zaman çizgisi üzerinde bir sirk sihirbazı dikkatiyle oynamaya çalıştıkları ve ilerleyen zaman ile birlikte doğudan uzaklaşarak batıya yaklaştıkları görülmektedir. Doğuda varolan kadercilik ile (kahramanlar geleceği önceden biliyorlar) batıda varolan bireycilik ve özgür irade arasında( kahramanların bu olağanüstü özelliklerini gittikçe yitirerek normal insanlara dönüşmesi) gittikçe özgür iradeye ve bireyciliğe kayan karakterler Özgür Hindistan’ın gitmekte olduğu yönü de işaret ediyor. Son derece yoğun bir anlatımın, son derece renkli hikayelerin tarihsel anlatımlarla bir katman oluşturacak şekilde anlatıldığı bir roman formuyla karşılaştığımız bu eserde hemen her konuda görülen ikilem gittikçe muğlaklaşmaya başlar, daha iyi görünen ve fakat daha basit olan kahramanlardan oluşan bireylerden oluşan Hindistan’ın özgürleşmesiyle büyülü geçmişin, mitlerin, hayalciliğin yerini günümüz toplum gerçekçiliği almaya başlar. İngilizlerin kendi iradeleriyle Hindistan’ı Hintlilere bırakarak ayrılmaları ve fakat kurdukları sistemi olduğu gibi bırakmalarını şart koşmaları ise çok manidar. Söylenecek çok şey var bu roman üzerinde ama en iyisi okumak. Romanda, “Anlatacak öyle çok hikâye var ki, bir sürü, birbirine geçmiş bir hayatlar olaylar mucizeler yerler rivayetler bolluğu, olanaksızla olağanın son derece yoğun bir karışımı! Ben bir hayat yutucusuyum ve beni tanımak için, bir tek beni tanımak için sizin de bütün hepsini yutmanız lazım. 15 Ağustos 1947, geceyarısı saat on ikide, Hindistan’ın bağımsızlığının ilan edildiği anda dünyaya gelen Salim Sina, basında ilgi odağı olup Başbakan Nehru tarafından kutlanır. Ancak bu tesadüf, kahramanımız için beklenmedik sonuçlar doğuracaktır. Zira kendisi gibi aynı saat doğmuş bin çocukla telepati kurmak ve tehlikeleri koku alma duyusuyla sezmek yetenekleri bahşedilmiştir kendisine. Bu yolla içinden çıkılmaz bir biçimde ülkesinin tarihine bağlanan Salim, zaman içinde yol aldıkça modern Hindistan’ın zaferlerine, felaketlerine, trajedilerine ve büyük çelişkilerine ayna olur.” “Kadim mitlerin günümüz anlatılarıyla, masalların tarihle birlikte dokunduğu, zengin, eğlenceli ama trajik; aynı anda hem gerçekçi hem de fantastik bir başyapıt, Geceyarısı Çocukları... XX. yüzyılın en iyi 100 romanından biri...” En iyi kitaplardan biri bence.
Geceyarısı ÇocuklarıSalman Rushdie · Metis Yayınları · 2010944 okunma
·
72 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.