Hayat, herkes için farklı anlamlar ifade eder. Ama şüphesiz ki kaçtığımız mutlak son olan ölüme ve yaşarken geç kaldığımız birçok değer ve düşünce aynı. Döneminin önemli yazarlarından ve aradan ne kadar zaman geçse de eserleri bakımından ilk günkü değerinden ödün vermeyen Tolstoy'un hayatına, ailesine ve çıktığı son yolculukla mutlak sona ulaştığı süreci kapsıyor eser. Jay Parini'nin Napoli'de ikinci el kitaplar satan bir kitabevinde Tolstoy'un sekreterinin, karısının, çocuklarının, doktorunun kısaca çevresinde önemli rol oynayan insanların tuttuğu günlükleri bulmasıyla bu kitabı yazmaya karar veriyor. Birçok diyalog ve olay gerçekliğe dayanmakla birlikte eser bir kurmaca. Eser, 1910 yılından başlıyor. Tolstoy'un eşi Sofya Andreyevna'nın anlattıklarıyla ve henüz genç bir kızken Tolstoy ile tanışmasıyla. Günümüzde duygular sevilen kişiye açılır ama o dönemde Sofya, Tolstoy ile izdivacını ailesine koltuğa bağladığı kurdele ile belirtiyor.
Bu birliktelikten on üç çocuk doğuyor. Tolstoy'un başka ilişkilerinden doğan çocukları da var. Karısını kendince seviyor, karısı da onu seviyor ama bu sevgi kimi zaman fazla saplantılı, kıskanç ve kaprisli. Tüm bu ilgi ve kıskançlık kıskacında Tolstoy nice eserler kaleme alıyor, sağlığı bozulduğunda ise gerek çalışanları gerekse karısı o, öldükten sonra eserlerinin telifi hususunda bir yarışa giriyor. Belli bir yaştan sonra da bunca kargaşayı kaldırmak kolay olmuyor, Tolstoy da Duşan ile birlikte güneye giden saat sekiz trenine biniyor ve bu hayatının son yolculuğu oluyor. Hüzünlü bir okuma oldu benim için. Birçok sayfanın altını çizdim, işaretledim. Tolstoy'un evlilikte sadakatsizlik hususundaki eylemlerine karşıyım ama yaşamı algılama biçimine hayran kaldım. Sıkılmadan, ilgiyle okuyacağınız Tolstoy'un yaşamına dair bir yolculuk Son İstasyon, tavsiyemdir.